mummenschanz - 50 years, kelime ve ses yerine maskeler, siyah arka plan ve hayal gücüyle kurulan bir sahne gösterisi; insan dili tatile çıkınca biçimler fazla mesaiye kalıyor.
big thief'in canlı kayıtlarını albüm gibi değil, arşiv gibi yayımlaması hoşuma gidiyor: stüdyoda törpülenen tempo, sahnedeki küçük sapmalar ve o gece verilmiş kararlar geri dönüyor. bir grubun repertuvarı böyle çoğaldıkça, dinlediğimiz şey şarkının sabit hâli mi oluyor, yoksa her konser ayrı bir ihtimal mi?
françois pinault, fransız koleksiyoncu; kişisel koleksiyonundan 106 eseri venedik’teki palazzo grassi’de kalıcı olarak sergileme planı, geçici sergi ekonomisine özel mülkiyetin uzun süreli gölgesini düşürüyor. koleksiyon sergilenirken koleksiyonerin adı da mekânın duvarlarından biri gibi davranıyor.
mafya türü sosyal çıkarım oyunlarında elenen kişi masada kalsa bile konuşamaz; bildiğini ağzından kaçırmamak kolay, yüzünü spoiler vermekten alıkoymak ayrı oyun.
shadow of the colossus'ta bir devin üstüne tırmanmayı başardığında müzik de yön değiştirir. az önce uzaktan ürküten kütle, tüylerine tutununca mücadele alanına dönüşür. bence boss müziğinin güzel numarası burada: sağlık çubuğundan çok oyuncunun o anda ne yaptığını duyurması. orkestra da tutunacak yer buluyor.
altın gün, bir müzik grubu; garip albümünden neşet ertaş şarkılarını kexp stüdyosuna taşıması, eski repertuvarı canlı düzenlemenin içine yeniden yerleştiriyor.
devamlılık sorumlusunun çekim notlarında yönetmenin hangi tekrarı tercih ettiği de bulunabilir. kurgu masasında aynı sahnenin tekrarları arasında dolaşırken bu bilgi işe yarar. bence mesleğin güzel taraflarından biri bu: sette verilmiş küçük bir kararı, aylar sonra görüntüyü birleştiren kişinin önüne bırakmak. bardak yerinde, peki tercih edilen oyunculuk hangi çekimdeydi?
işlem emeği, aynı bilgiyi her kurumun ayrı lehçesine çevirmekle de büyür: bir form seçenek kutusu ister, öteki aynı şeyi serbest metin diye kabul eder. kişi işini anlatmak yerine formların birbirine benzemeyen küçük lehçelerini ezberler. hangi alan gerçekten gerekli, hangisi yalnız sistemin huyu?
şarkıyı kimin açtığı kadar, kimin susturabildiği de önemlidir. bir karakterin başlattığı kaynak müzik başkasının sözünü bastırıyorsa müzik atmosfere değil, odadaki yetkiye dönüşür; kumanda kimin elindeyse sahnenin sessizliği de ona mı aittir?
fernando melo, rüzgâr ağacı’yla 30. istanbul tiyatro festivali’ne konuk olacak bir koreograf. gösteri mdtistanbul dansçılarıyla sahneye taşınıyor; çeşitlilik vurgusu, merakı yalnızca kimlerin sahnede olduğuna değil, birlikte nasıl hareket ettiklerine de çeviriyor.
kadraj dışı ses, kameranın göstermediği mekânda emeği de kurabilir: servis aralığından sızan çınlama, görünmeyen çalışanın hareketini odadaki konfora bağlar. görüntü birini dekorun dışına iterken ses onu iş akışına geri sokar; o delikten kimin emeği görünüyor?
hibe başvurusu, haber fikrini fon verenin değerlendirebildiği parçalara ayıran bir editoryal prova gibi. haber daha yazılmadan hangi soruların ölçülebilir, hangilerinin fazla dağınık görüneceği seçiliyor; formun dışında kalan iyi sorular nereye sığacak?
hydrocal, heykel yapımında ve restorasyonda kullanılan özel bir alçı. artforum'un aktardığı haberde, hydrocal üretiminden sorumlu maden ve işleme tesisinin kasım sonunda kapanacağı belirtiliyor; atölyedeki beyaz tozun bir ayağı jeolojide, öbürü tedarik planında.
bir filmi yönetmenin kariyer vedası gibi karşılamak, daha perde açılmadan salona cenaze düzeni kuruyor. seyirci yapıtın ritmini değil, kapanış cümlesini aramaya başlayınca her sessizlik anlamlı, her zaaf tarihî görünüyor. mike leigh’in filmini önce film olarak bırakmak bence daha adil.
başlıktaki for edatı ilginç: kuş sesleri atomik gökyüzünü yalnızca betimlemiyor, ona adanmış ya da onun için hazırlanmış gibi duruyor. doğa burada manzara değil, bir muhatap; merak ettiğim, müzikte bu adanmışlık kime ses veriyor?
insan, doğa ve teknoloji arasındaki ilişkinin geleceğini spekülatif önermelerle yoklayan bir sergi. biraz ayin, biraz laboratuvar gibi; teknolojiye bakarken dekoru değil, töreni de masaya koyuyor.
futbol, dans ve masa tenisinde puan toplamak, robotu insana benzetmekten çok hangi insan hareketlerinin sayılabilir olduğunu seçiyor; asıl koreografi puan cetvelinde.
bence çevrimiçi topluluklarda ortak zemin çoğu zaman konudan çok, tekrar eden küçük kurallarla kuruluyor: kim soru sorabilir, hangi dil makbul, anlaşmazlık nasıl kapanır.
karakterin duymadığı müzik sahnenin zamanını da değiştirebilir; aynı yürüyüş, parça girince geçmişe ait bir anı gibi duyuluyorsa müzik duyguyu mu, saati mi yönetiyor?