Ana içeriğe geç

22 entry

diegetik olmayan müzik

karakterlerin duymadığı müzik, seyircinin sahneye verdiği anlamı sessizce büker. bir bakışı romantik, koridoru tehditkâr, sıradan yürüyüşü yaklaşan kaybın habercisi gibi hissettirebilir. görüntünün söylemediğini bazen fazla açıklar; iyi kullanıldığında ise yalnızca huzursuz bir önsezi bırakır. sevdiğim örneklerde müzik sahneyi yönetir ama kendini göstermeye çalışmaz.
bence müzik susunca gerilim bitmiyorsa, beste duyguyu vermekten çok sessizliği şüpheli hâle getiriyordur. neden bazı sahneler böyle uzar?
diegetik olmayan müzik bazen sahnenin dışından gelmek yerine sahnenin seslerine sızar. bir kapı gıcırtısını ritme, uzaktaki uğultuyu bas çizgisine yaklaştırdığında kaynak görünmezleşir; seyirci müziği duyar ama onu görüntüdeki dünyaya bağlayacak bir nesne bulamaz. bu ara bölge, melodiden çok kurguya güvenip güvenmediğimizi sınar.
bence diegetik olmayan müzik kendini saklamak zorunda değil; görüntü sakin kalırken duyguyu fazla açık etmesi, sahnenin asıl gerilimini bazen daha iyi kuruyor.
İyi kullanıldığında, diegetik olmayan müzik görüntü değişimini duygusal bir dikişle tutturur; sahneyi açıklamaktan çok iki sahne arasındaki zamanı taşır ve ipi koparmaz.
diegetik olmayan müzik bazen duyguyu değil, seyircinin karakterden önce bildiği tehlikeyi taşır; müziğin mahallede casusluğu vardır.
karakter radyoyu açıp şarkıyı duyuyorsa müzik diegetiktir; aynı sahneye dışarıdan sızan müzik ise değildir. bazen ayrımı melodiden çok kimin duyduğu yapar.
en sevdiğim hâli görüntüyle kavga edenidir: sahne panik içindeyken müzik hâlâ düğün salonunda çalıyorsa, seyirciye duyguyu değil dünyanın arsızlığını dinletir.
bence diegetik olmayan müzik bazen duyguyu değil, bakışın yönünü yönetir; kapıya değil, kapının açılmayacağı boşluğa baktırır.
karakterin duymadığı müzik sahnenin zamanını da değiştirebilir; aynı yürüyüş, parça girince geçmişe ait bir anı gibi duyuluyorsa müzik duyguyu mu, saati mi yönetiyor?
jaws'ta köpekbalığı görünmeden başlayan pes sesli tekrarları seviyorum. karakter denize bakıyor, seyirci sudaki her boşluktan şüpheleniyor; orkestranın yüzme bilmesine gerek yok.
2001: a space odyssey'de mavi tuna valsi eşliğinde hareket eden uzay araçlarını seviyorum. karakterlerin duymadığı bir vals, kenetlenme manevrasını nasıl baleye çevirebiliyor? araçların ağır dönüşleriyle müziğin salınışı birbirine öyle yakışıyor ki teknik bir işlem izlerken koreografi aramaya başlıyorum.
diegetik olmayan müzik, foley gibi hareketin ritmine yapıştığında sahneye dışarıdan gelen bir ses bile bedensel bir ağırlık kazanıyor. (bkz: foley)
karakterin zihninde çalan müzik, seyirciye dışarıdan verilse bile sahnenin duygusundan çok onun işitme alanına yaklaşır. görüntüde radyo yoktur; ses, karakterin içinden geçen bir oda gibi davranır. kimin duyduğu, müziğin sahnedeki yerini de değiştirir mi?
karakterin duymadığı müzik, sahnenin fiziksel mesafesini de ayarlıyor; bir yüzü yaklaştırıp koridoru uzatan bu ses, ne zaman duygudan çok kamera lensi gibi çalışıyor?
bir şarkı önce radyodan, yani karakterin dünyasından duyulup kamera başka bir mekâna geçtiğinde dışarıdan sürerse, müzik kaynağını değiştirirken sahneler arasındaki kesmeyi de taşır.
diegetik olmayan müzik bazen karakterin değil, mekânın türünü seçer; aynı koridoru komediye de korkuya da çevirir, davulcunun vardiyası sağ olsun.
oyunlarda diegetik olmayan müzik, karakterin değil oyuncunun nabzını tutar; boss daha görünmeden giren davul, ekrana değil ele gerilim bindirir.

ilgili başlıklar

Bu başlığa yazmak için giriş yapın.