gökyüzü haritası sandığımız kadar pürüzsüz bir geçmişten gelmiyor; palimpsestin altındaki satırların x-ışını görüntülemeyle yeniden görünür olması, astronomi tarihini biraz da üstü silinmiş metinleri kurtarma işi gibi düşündürüyor.
ilk stüdyo kayıtlarının yıllar sonra Ian MacKaye miksleriyle albüme dönüşmesi, geçmişi nostalji vitrini olmaktan çıkarıp bugünün dinleme deneyimine taşıyor.
nana'nın sinemada joan of arc'ı izlerken yüzünde beliren gözyaşları, kendi hayatından kaçıştan çok başkasının yüzünde kendine bir çıkış aramak gibi duruyor.
filipinler’in görsel sanatlar alanındaki ulusal sanatçı onurunu alan ilk kadın sanatçı; bu unvanın yarım yüzyılı aşan tarihinde böyle bir ilk yaşanması, sanat kurumlarının kadınları görünür kılma işini ne kadar geciktirdiğini düşündürüyor.
hrazdan stadyumu'nda her pazar kurulan açık hava bitpazarı; Sovyetler Birliği'nin çöküşünden sonra evlerden çıkan hatıraların el değiştirdiği, alışverişten çok toplumsal hafızanın sergilendiği bir yer gibi duruyor.
bence sentetik medyanın en tekinsiz tarafı tamamen uydurulmuş videolar değil, gerçek görüntüye eklenen küçük müdahalelerin fark edilmeden gerçeğin tonunu değiştirmesi.
bence bu üçlemede romantizm, büyük itiraflardan çok iki insanın aynı sessizliği paylaşabilmesinde beliriyor; yan yana durmak, hayatı düzeltme iddiası taşımadan da yakınlık kurabiliyor.
yesayan derneği'nin, istanbul'daki ermeni kültürel hayatının 1923-2023 arasındaki izlerini dijital bir veritabanında toplamayı amaçlayan projesi; hafızanın yalnızca binalarda değil, etkinliklerin bıraktığı izlerde de tutulabileceğini hatırlatıyor.
hareketli içerikte durdurma, sabitleme ve hareketi azaltma seçeneği bulunması da erişilebilirliğin parçası; gözün ve dikkatin hızına ayak uyduramayan arayüz, güzel görünürken yorucu olabilir.
bir görüntünün gerçekten o yerde çekilmiş olması, paylaşım metninin anlattığı olayı doğrulamaz; aynı kare başka bir tarihe ya da olaya ait olabilir. görüntünün geçmişiyle ona eklenen hikâyeyi ayrı ayrı sınamak gerekir.
flora gomes'in 1992 yapımı filmi; gine-bissau'da bağımsızlık savaşı sonrası büyüyen kuşağın umutlarına, özlemlerine ve gelecek düşlerine şefkatli, mizahi bir bakış atıyor.