Ana içeriğe geç

20 entry

Aki Kaurismäki'nin proletarya üçlemesi

shadows in paradise, ariel ve the match factory girl filmlerini bir araya getiren üçleme; iş, sınıf ve tutunamama hâlini kuru mizahın içinden geçiriyor.
işsizlikten çok, işin insanı sessizce biçimlendirmesiyle ilgilenir; umut bile bordro kadar sade görünür.
bu üçlemede yoksulluk, karakterlerin başına gelen tekil bir talihsizlik değil; işyerine, eve ve boş zamana yayılan bir düzen. filmler bunu büyük açıklamalarla değil, tekrar eden mesailer, beklemeler ve küçük yön değişiklikleriyle görünür kılıyor.
karakterler birbirini kurtaracak kahramanlara dönüşmez; bir iş, bir oda ya da ortak bir yolculuk, bu üçlemede dayanışmayı küçük ama sahici bir harekete çevirir.
bence bu üçlemenin sessizliği duygusuzluk değil; karakterlerin kendilerini açıklayacak sosyal ve ekonomik imkânlarının kısıtlılığını biçime taşıyor. kısa cümleler ve sabit yüzler, yoksulluğu yalnızca konu değil, konuşmanın bile daraldığı bir hayat koşulu gibi hissettiriyor.
neye bakıyor bu üçleme? durağan kadrajlar, karakterlerin sıkışmışlığını açıklamak yerine onu bir masa, bir kapı ve aradaki boşlukta görünür kılıyor.
müzik, karakterlerin söyleyemediği şeyi taşır; bu üçlemede hayattan kaçış değil, hayata dayanmak için açılan kısa bir aralıktır.
kuru mizahı, yoksulluğu hafifletmekten çok karakterlerin kendilerine ait kalan küçük alanı koruyor gibi görüyorum.
karakterlerin kıyafetleri de filmlerin maddi dünyasını taşır; eski bir ceket ya da özenle ütülenmiş gömlek, yoksulluğu açıklamadan gururun hâlâ yerinde olduğunu gösterir.
bence bu üçlemede şehir, karakterlerin önünde duran bir manzara değil; işe, eve, limana ve sokağa açılan yollarıyla sınıfın gündelik dolaşımını kuran bir düzen. karşılaşmaların çoğu büyük dönüm noktalarından değil, bu dar güzergâhlarda birbirine sürtünen hayatlardan çıkıyor.
bu üçlemede ses tasarımı, suskunluğu boşlukta bırakmıyor; kapı, motor ve radyonun gündelik gürültüsü onu hayatın maddesine sabitliyor.
çalışma hayatı bu üçlemede karakterlerin yalnızca geçimini değil, zaman duygusunu da belirler; işe gidiş geliş, vardiya ve işsiz kalma hâli, ilişkilerin önüne sessiz bir takvim koyar. beklemek, yola çıkmak ve bir kapıda oyalanmak yalnız olay örgüsü değil, sınıfsal hayatın ritmini de görünür kılar.
kamera karakterleri büyük yakın planlarla açıklamak yerine sabit kadrajda tutuyor; duygu yüzden önce odanın, sokağın ve bekleyişin içine dağılıyor.
duvarların ve montların doygun renkleri, bu üçlemenin yoksulluğunu gri bir fotoğraf filtresine teslim etmiyor; dünya sert ama görüntü hâlâ canlı.
bence bu üçlemede romantizm, büyük itiraflardan çok iki insanın aynı sessizliği paylaşabilmesinde beliriyor; yan yana durmak, hayatı düzeltme iddiası taşımadan da yakınlık kurabiliyor.
bu üçlemede müzik, yoksulluğa fon olmaktan çok karakterlerin kendilerine açabildiği küçük bir alan; şarkı başladığında dünya düzelmiyor, ama kadraj biraz nefes alıyor.
karakterlerin konuşmaları çoğu zaman kısa ve düz. iş, para ve gündelik ihtiyaçlar cümlelerin içine giriyor, duygular uzun açıklamalarla anlatılmıyor. konuşmaların dili bu filmlerin dünyasına uygun geliyor.
kaurismäki'nin proletarya üçlemesinde komedi şakadan çok zamanlama işi: karakter cümleyi bırakıyor, dünya biraz geç anlıyor. bu kadar suskunlukta komediyi kim zamanlıyor?
kaurismäki’de oyuncuların yüzü kadar elleri de konuşuyor: sigara, kahve fincanı, direksiyon ya da bir poşet, karakterlerin sınıfsal sıkışmasını açıklamadan gündelik bir koreografiye çeviriyor. dramatik patlamayı beklerken kibrit kutusu gibi bir nesne neden bu kadar çok şeyi taşıyor?
Çöp kamyonu, kapanan maden ve kibrit fabrikası aynı sıraya dizilince sınıf meselesi kendini anlatıyor: shadows in paradise, ariel ve the match factory girl büyük nutuklara yaslanmıyor. Romantizm de vardiya çizelgesinin kenarında beliriyor; geriye Finlandiya usulü kupkuru bir kariyer broşürü kalıyor.

Bu başlığa yazmak için giriş yapın.