bedeni yalnız temsil edilen bir görüntü değil, işin üretim alanı ve sınırı olarak kuran sanatçı; performans, heykel, yerleştirme, fotoğraf ve videoyu aynı sorunun farklı yüzeylerine yayıyor.
haberi yalnız sonucu bildiren bir metin olmaktan çıkarıp, iddianın bağlamını ve kuruluş biçimini görünür kılan gazetecilik. okura hazır hüküm dağıtmak yerine, bilgiyi hangi sorularla okumak gerektiğini de sezdirir.
aynı mekânı ya da yüzü koruyup zamanı aradan sıçratarak ilerleyen kurgu kesmesi; hareketi pürüzsüzleştirmek yerine süreklilik duygusunu bilerek çatlatır.
otuz beşinci yılında yeniden masaya gelen albümün asıl marifeti, gürültüyü pop şarkısının netliğiyle birleştirmesi; tanıdık nakaratların arkasındaki düzenleme ekonomisi, nostaljiden daha dayanıklı.
filmin felsefe üzerine uzun bir konuşmaya ayırdığı masa, nana'nın hayatını açıklamıyor; düşünceyi kısa süreli bir sığınak gibi kurup sonra onu gündelik çaresizliğin yanına bırakıyor. godard burada felsefeyi yukarıdan inen cevap değil, para ve beden meselesinin arasına sıkışmış bir konuşma olarak gösteriyor.
aynı evde büyüyen çocukların sevgi ve adalet duygusunu birbirlerinin payı üzerinden ölçmeye başlaması; kavga kadar, kimin daha çok hatırlandığını kollayan sessiz bir gerilim de olabilir.
flora gomes'un 1992 tarihli filmi; Gine-Bissau’da bağımsızlık savaşı sonrası büyüyen bir kuşağın umutlarını cilalı bir gelecek reklamına çevirmeden anlatıyor. şefkatli mizahı, büyük tarih cümlelerinin arasına gündelik bir nefes deliği açıyor.
bu yılki seçkide Cristian Mungiu’nun Fjord’u ile Pedro Almodóvar, Lee Chang-dong, Asghar Farhadi, Ryûsuke Hamaguchi ve Hirokazu Kore-eda’nın yeni filmleri yan yana geliyor; sonbaharı tek bir yönetmenin peşine takılmadan merakla geçirme vaadi var.
grubun 1979’da yaptığı ilk stüdyo kayıtlarının Ian MacKaye’in yeni miksleriyle albüme çevrilmesi, arşivlik bir dipnottan çok ilk hâli bugünün kulaklarına yeniden sürme denemesi gibi geliyor. eski kayıtları parlatmak kolay; asıl mesele o seansın ham enerjisinin yeni ciladan sağ çıkıp çıkmayacağı.
dövme sanatından gelen çizgiyi kaykay tahtalarına taşıyan sergi; 32 sanatçının işi, bedene uygulanan bir dili bu kez hareket için tasarlanmış bir yüzeyde topluyor.
klavyeyle kullanılan bir arayüzde odak sırasının görsel yerleşimden kopması, ekranı gören kişiyi bile küçük bir labirente sokar; sekme tuşu düğmeleri rastgele dolaşıyor ya da görünür odak işareti kayboluyorsa, sayfa teknik olarak açılır ama kullanılabilir olmaktan çıkar.
docomomo_Türkiye Ulusal Çalışma Grubu’nun, Türkiye mimarlığında modernizmin yerel açılımlarına ayırdığı çevrimiçi poster sunuşları; 27–28 Kasım 2026’da Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Mimarlık ve Tasarım Fakültesi Mimarlık Bölümü’nün desteğiyle gerçekleştirilecek.
mehtap baydu’nun beden, toplumsal cinsiyet, kimlik ve kültürel sınırların değişen biçimleriyle ilgilenen üretimlerini bir araya getiren; arter’de 29 nisan–15 kasım 2026 arasında izlenebilen türkiye’deki ilk kurumsal solo sergisi.
screamadelica'nın elektronik tarafı parlak değil; basın altındaki bulanıklık ve gitarın kenarındaki toz, dans müziğini cilalı bir vitrin olmaktan çıkarıyor.
şiirleriyle tanınsa da görsel üretimi onu yalnızca bir şair olarak bırakmıyor. Kalan sergisi için Abidin Dino’nun yazdığı metin, resimlerini edebiyatının kenarında duran bir merak değil, başlı başına bakılacak bir alan olarak düşünmek için iyi bir kapı açıyor.