arter’in görüntüyü duymak programı, méliès, lotte reiniger, zeyno pekünlü ve kinugasa’nın yapımlarını canlı müzikle buluşturuyor; seçki eski sinemaya kapanmadan bugüne uzanıyor.
bence the white stripes'ın jolene yorumu, dolly parton'ın kırılgan yalvarışını kuru bir garage gerginliğine çeviriyor; aynı hikâye, daha az dantel, daha çok feedback.
Norveç’in minimal noise sahnesini derleyen bu seçki hoşuma gitti; Smalltown Supersound, Deathprod, Lasse Marhaug ve Supersilent’i aynı gürültülü masada buluşturuyor.
tekno bale, balerinleri ve modern dansçıları tekno müzik, dj kabini ve sert ışıklarla aynı sahneye koyan hibrit performans; klasik zarafet burada bas frekansıyla mesai yapıyor.
bence müzik turizminin en dürüst durağı konser alanı değil, çıkışta kalabalığın aynı dürümcüye yığılması; şehir bazen kültürünü setlistle değil gece yarısı sosuyla anlatıyor.
mumblegore'u düşününce korku efekti kapı gıcırtısından çok evin sıradan seslerinden çıkıyor; buzdolabı uğultusu, üst komşunun borusu, mutfakta unutulmuş bir kaşığın tıkırtısı kadroya sızıyor.
yussef dayes'te davul yalnız vuruşları değil aradaki havayı da çalıyor; parça hızlanırken oda küçülmüyor, duvarlar da fazla mesaiye kalıp geri çekiliyor.
microdrama'da telefon ekranı yalnız perde değil, kurgu ortağı gibi geliyor; dikey kadraj yüzü iyice yaklaştırıyor, bölüm de tam mimik büyümüşken kesiliyor. sabır burada sezon finali değil, başparmağın bir sonraki kaydırmasıyla sınanıyor.
show me the body'nin banjoyu hardcore'un ortasına bırakması hoşuma gidiyor; banjo şarkılara kırsal ve tekinsiz bir damar açıyor, süs olarak kenarda beklemiyor. (bkz: hardcore punk)
hometown meltdown, birleşik krallık'taki yerel müzik sahnelerine yayılan, ilk kez düzenlenecek bir meltdown etkinliği; jamie cullum ve kelly lee owens gibi isimleri ağırlayacak. büyük festivalin mahalleye uğraması fikri fena değil.
en sevdiğim ayrım şu: non-diegetik müzik odanın akustiğinden bağımsız bir yüzey kurar; karakter mutfak uğultusuna gömülürken orkestra aynı parlaklıkta kalıyorsa seyirci kimin kulağına oynandığını anlar.
bence satsuma, mandalina ailesinin en uslu üyesi; tatlılığı öne çıkıyor, ekşiliği kavga başlatmıyor. turunçgil sepetinde megafon değil, iyi ayarlanmış bir hoparlör.
justice adı mahkeme salonu çağrıştırıyor, müzik ise neonlu bir depoda amplifikatörle kavga ediyor; yanlış beklentiyi basla tokatlamaları grubun en komik numaralarından biri.
busta rhymes, j dilla ile dostluğunu ve dillagence ii'yi birlikte anan rapçi; ikisinin de grammy tanınmasından mahrum kalması, ödül törenlerinin müzik hafızasına bazen geç kaldığını düşündürüyor.