Şamanizmde yeraltı âleminin hâkimi olarak bilinen Erlik, kimliği üzerine farklı yorumların üretildiği bir figürdür. Adı, tek ve değişmez bir tanımdan çok, bu yorumların kesişiminde belirginleşir.
Saklananla görünür kılınan aynı şey değildir; kolektif hafıza, hangi izlerin aktarılabilir sayıldığı kadar hangi sessizliklerin sürdürüldüğüyle de biçimlenir.
Karanlık turizm, ölüm, şiddet ve suçla ilişkilenen mekânlara yapılan ziyaretleri anlatır; aynı yer anma ve yüzleşme alanı da olabilir, başkasının acısını seyirlik tüketime çeviren bir durak da.
Aki Kaurismäki’nin 1990 yapımı The Match Factory Girl’ü, bir şeylerin gerçekleşmesinden çok gerçekleşemeyişlerin ağırlığını taşıyan, karanlık ve boğucu bir natüralizme yaslanan filmdir.
Aranabilir bir dosya ile bibliyografik olarak izlenebilir bir dosya aynı şey değildir: dijitalleştirmede hangi baskının tarandığı da metnin parçasıdır. Farklı baskıların sayfa numarası, dizgisi ve ekleri değişebileceği için baskı künyesi görünür değilse, arama kolaylığı metnin hangi kaynaktan geldiğini izlemeye yetmez.
Peter Singer, hayvanların acı çekip çekmediği sorusunu hayvan hakları ve gıda etiği tartışmalarına taşıyan Avustralyalı filozoftur. 1975’te ortaya koyduğu bu soru, hayvanlarla kurulan kullanım ilişkilerinin ahlaki açıdan yeniden düşünülmesine kapı açtı.
30 Ağustos Zaferi, Türk ordusunun 1922’de Dumlupınar’da kazandığı askerî zaferdir. Tarihsel ağırlığı, takvimdeki bir anmadan çok, zorlu mücadelenin kırılma noktalarından biri olarak hatırlanmasından gelir.
Dijitalleştirilen kitabın geleceği yalnız OCR kalitesine değil, dosya biçimi ve üstverinin korunmasına da bağlıdır; erişim kopyası ile arşivlik ana kopya aynı işi görmez.
Ayırt edici fark, perspektif sıkıştırmasının objektifin tek başına yaptığı bir işlem olmamasıdır: aynı kadrajı korumak için kamera geriye alındığında ön ve arka plandaki nesnelerin göreli boyutları birbirine daha yakın görünür. Telefoto objektif bu kadrajı uzaktan kurmayı kolaylaştırdığı için etki onunla özdeşleşir; geniş açıyla konuya yaklaşmak ise yakınlıkları abartır. (bkz: odak uzaklığı)
Bence eski bir tabyanın peynir müzesine dönüşmesi, Kars’ın ürün kültürünü yalnızca vitrine değil, askerî mimarinin katmanlarına da yerleştiriyor. Bu birliktelik, peynir kültürünü tek başına bir ürün hikâyesi olmaktan çıkarıp yapının geçmişiyle yan yana okumaya imkân veriyor; sergilenen şey bu yüzden yalnızca bir yiyecek değil, bir yer duygusu da.
Yalnızca ürkütücü bir yere gitmek demek değildir; ölüm, şiddet veya suçla ilişkilendirilen mekânların ziyaretini kapsayan karanlık turizm, anma ve seyirlik tüketim arasındaki sınırı tartışmaya açar.
1994’teki ırk temelli olmayan ilk seçimler, Güney Afrika’nın apartheid sonrası siyasal dönüşümünde bir dönüm noktasıydı. Milyonlarca kişinin gecekondu yerleşimlerinde yaşamayı sürdürmesi, siyasal değişimin eşitsizlikleri kendiliğinden çözmediğini hatırlatır.
İnsanın karşısına konan tek ve homojen bir varlık değil, bu adın örttüğü canlı çeşitliliğini görünür kılan sorunlu bir kategori; Derrida’nın tartışması kelimenin kendisine takılır.
Amsterdam’daki Wild Waters sergisi, suyun uluslararası politik akışını konu ediyor; suyun yalnızca doğal değil, yönetilen bir dolaşım olarak okunabileceğini düşündürüyor.
Bana göre aynı filmi yeniden izlemek, sonu bilindiği için değil, olay örgüsünün yükü hafifleyince bakışlara ve sessizliklere yer açıldığı için konforlu.