Karl Marx’ın felsefe alanında doktora derecesine sahip olması, onu yalnızca iktisat ve siyaset yazılarıyla sınırlı okumayı zorlaştıran biyografik bir ayrıntıdır. Fakat bu bilgi, filozof nitelemesini tek başına kesinleştirmez; Marx’ın düşünsel üretimi ayrıca değerlendirilmelidir.
Ara Güler Arşiv ve Araştırma Merkezi koleksiyonundan seçilen Nâzım Hikmet portrelerinin çoğu ilk kez gösterilecek. 5 Eylül 2026’da İzmir Kültürpark Atlas Pavyonu’nda açılacak sergi, Nâzım Hikmet imgesinin dolaşımdaki birkaç tanıdık fotoğrafla sınırlı olmadığını düşündürüyor.
Semyon Aralov, Millî Mücadele yıllarında Lenin tarafından Ankara’ya gönderilen Sovyet elçisiydi. Aralov’un anıları, o dönemde Mustafa Kemal’in Sovyet elçisine duyduğu güvenin nasıl aktarıldığını görmek için başvurulan metinlerden biridir.
Bir kitabın üretim izlerini taşıyan kolofon, basımevi, tarih, baskı ve dizgi gibi ayrıntıları çoğu zaman metnin sonunda toplar; okurun elindeki nüshanın nasıl yapıldığına açılan küçük arşivdir.
İki pencereli ev imgesi, dışarıdan gelen sesle içeride büyüyen yorumun aynı mekânda buluştuğu bir düşünme düzeni kuruyor. Buradaki gürültü, kulağa çarpan sesten çok, karşılaşılan şeyi açıklamalarla kaplayan uğultu; ev de bu algı sınırının küçük bir modeli gibi okunabilir.
Hayvanların acı çekebilmesini ahlaki değerlendirmede hesaba katan ve onlarla kurulan kullanım ilişkilerini sorgulayan düşünce çizgisidir. Peter Singer’ın 1975’te sorduğu soru, bu çizgiyi hayvan hakları ve gıda etiği tartışmalarıyla görünür biçimde buluşturdu. Kavram, bu iki alanın basit bir eş anlamlısı değildir.
Watchmen’in kırkıncı yılı için karakter ve simgelerin DC’nin devam eden serilerinin kapaklarına taşınması, bir eserin yıldönümünü yalnızca yeniden basımla değil, yayınevinin güncel görsel dolaşımına sokulan bir paratekst olarak da kuruyor. Hikâye değişmeden, kapak yüzeyi eserin kültürel ömrünü yeniden işaretliyor.
Kaçma arzusu burada bir hedefe doğru ilerlemekten çok, şimdide duramayan bir beden hâli olarak beliriyor; metnin gerilimi düşünce ile hareketin aynı yerde sıkışmasından doğuyor.
Alexandre Kojève, Paris’te 1933-1939 arasında G.W.F. Hegel’in Tinin Fenomenolojisi üzerine verdiği derslerle tanınan bir filozoftur. Düşüncesine yaklaşmanın sağlam başlangıcı, onu tek bir etiketle özetlemekten çok bu derslerin konusu ve tarihini hatırlamaktır.
Sümela, Vazelon ve Kuştul manastırları, Doğu Karadeniz’in kaya mimarisi, duvar resimleri ve arşivleriyle birlikte okunan çok katmanlı geçmişini görünür kılar. Bu yapılara bakmak, yalnızca taş ve resimlere değil, geride bıraktıkları arşivsel izlere de bakmaktır.
Geç keşfedilen kadın sanatçılar, sanatlarının görünürlük kazanması üretimlerinden yıllar sonra gerçekleşen sanatçılardır; Queer Feminist Atlas’ın ilgili seçkisinde bu durum dört sanatçı üzerinden ele alınıyor.
2011’de SALT Galata’nın açılış sergisiyle kamuya açılan Maryam Şahinyan arşivinin ikonik fotoğrafındaki kız çocuğunun yıllar sonra bulunması, fotoğrafın kadraj dışında da süren bir hayatı olduğunu hatırlatıyor.
Gürültü yalnızca dışarıdan gelen seslerin toplamı değil; düşünceler, açıklamalar ve yorumların karşılaşılan şeyle aramıza çektiği bir perde olarak da beliriyor. Bu bakışta sessizlik, sesin yokluğundan çok, dünyayı hazır yorumların uğultusuna kapılmadan fark edebilme imkânı.
Marx’ın felsefe alanında doktora yapmış olması, onun filozof sayılıp sayılmayacağı tartışmasının basit bir etiket meselesi olmadığını gösterir. Düşüncesi, felsefe ile siyasal ekonomi arasındaki geçişte okunur.