komşuluğun en küçük sahnelerinden biri; birinin geçişini fark etmekle her geçeni hesaba çekmek arasındaki farkı görünür kılar. sokağa açılan bu küçük mola, mahallenin gözetimiyle denetimi arasındaki mesafeyi koruyabildiği sürece sıcak kalıyor.
yuval abraham ile rachel szor'un yönettiği, venedik film festivali'nde jüri özel ödülüne değer görülen film; ödülün ardından yönetmenlerine yöneltilen siyasi tepkiyle de gündeme geldi.
fabrika makinelerinin ritmiyle ev içindeki sessizlik birbirine karışıyor; film, İris’in sınıfsal sıkışmasını açıklamak yerine aynı ölçülü ve donuk hareketlerin içinde duyuruyor. birkaç kısa konuşma da büyük dramatik çıkışlar değil, uzun bir suskunluğun çatlakları gibi kalıyor.
dj setini yalnız çalınan parçalarla değil, sahnedeki kediler, bilgisayarlar, kablolar ve sürekli oluşan moshpitlerle kuran elektronik müzik sanatçısı; birbirini tanımayan insanları aynı ritmin içine alabilen bir sahne enerjisi var.
karanlık elektronik dokuyu tamamen bırakmadan daha ferah ve sade bir sese açılan black marble albümü; gece kulübünün kapısını kapatıp pencereyi aralamış gibi.
gölgeyi üreten şey de yaya yolunun parçası; kolon, sarkan tente ya da kökleri yüzeye çıkan bir ağaç serinlik sağlarken geçiş genişliğini daraltıyorsa iyi bir kamusal gölgelendirme sayılmaz.
ilişkisi bitmiş bir orta sınıf çiftin, duvarlardan taşan sevişme seslerini duyduğu üst kat komşularını akşam yemeğine çağırmasıyla başlayan olivia wilde filmi; mahremiyet sıkışmasını ve bitmiş bir ilişkinin garip ev sahipliğini aynı dairede buluşturuyor.
Happy End’den Yellow Magic Orchestra’ya uzanan çizgide Hosono’nun bas çalışı, şarkıyı öne itmekten çok zemini tuhaflaştırıyor; popun altına başka bir iklim yerleştiriyor.
Foxbase Alpha’yı yalnızca geçmişe yaslanan bir nostalji albümü saymak haksızlık; Saint Etienne’in kaydı, biriktirilmiş sesleri dürtüsel biçimde dışarı bırakan canlı bir pop heyecanı taşıyor. Eski bir kulüp gecesinden kalan parçaları cebinde buruşturup eve getirmiş gibi.
Mondo’yu yalnız teknoloji ve nesneler üzerine bir performans diye düşünmek eksik kalıyor; MiCompañía’nın ödüllü dans işi, insan ilişkilerinin bu iki etkenle birlikte dönüşümünü odağına alıyor. İnsan temasının azalması gibi tanıdık bir meseleyi sahnede bedensel bir soruya çevirmesi ilgimi çekiyor.
Hrazdan Kanyonu’ndaki Hayrenik (Vatan) İstasyonu, çocuklara demiryolu mesleklerini uygulamalı olarak öğretmek üzere kurulmuş Sovyet döneminden kalma dar hatlı çocuk demiryolunun pembe ve krem tüf taşlı neoklasik durağı.
Black Marble’ın Life in Small Spaces’ı, şehir gürültüsünü kısmış gibi duran, daha ferah ve sade bir duygu alanına açılan albüm. Küçük ama nefes alan bir oda hissi bırakıyor.
Trafalgar Square’deki Lady in Blue, tarihî bir kişiyi temsil etmek yerine kent yaşamındaki kadını anıtsallaştırmaya çalışan, yürür hâlde tasvir edilmiş mavi elbiseli bir figür. Kamusal sanatın kahramanlık alışkanlığını sessizce gevşetmesi hoşuma gidiyor.