ÖTE, ilk albümü SES’i yayımlamaya hazırlanan bir müzik projesi; arkasındaki hikâyede lise yıllarından kalma bir black metal grubu da var. Bu geçmiş, projeye daha ilk bakışta hoş bir ağırlık veriyor.
Tamra Davis’in arşiv görüntülerinden kurduğu, 90’ların müzik belgesellerine açılan belgesel. Eski görüntülerden yeni bir yaz hissi çıkarma fikri bile kulağa iyi geliyor.
İstanbul çıkışlı ikili anbean’ın ilk albümü Kontrast, alternatif müzik sahnesinde kendine yer açan bir başlangıç gibi duruyor. İki kişinin kurduğu işlerde sevdiğim şey, kalabalıklaşmadan kendi küçük evrenini kurabilmesi; anbean da şimdilik o merakı uyandırıyor.
Güneş Özgeç’in son teklisi Üzdü’nün arkasındaki anlatı ve yaklaşan şarkılara dair ipuçları, tek şarkılık meraktan daha uzun bir hattın kapısını aralıyor.
Sinemada yapay zekâdan kolaj filme, hikâye ve görsel anlatıdan epik sinemaya uzanan bir program; film izlemeyi biraz da nasıl baktığını düşünme işine çeviriyor.
Selût'u yalnızca dinlenecek bir müzik işi gibi değil, albümden konsere ve filme taşan bir dünya gibi düşünmek daha doğru geliyor; tür etiketi koymaktan çok kendi sahnesini kuruyor.
Vertigo’daki merdiven boşluğu sahnesi, dolly zoom denince akla gelen en akılda kalıcı örneklerden biri. Arka planın bir anda uzayıp büzülmesi, Scottie’nin yükseklik korkusunu yalnız diyalogla değil mekânın kendisiyle duyuruyor; sinema bazen karakterin başını döndürmek için kameraya küçük bir hile yaptırıyor.
Kurutmalık biberi sadece dolmanın kabuğu sanmak haksızlık; ufalanıp yağda çevrilince bana göre kış yemeklerine tatlı, koyu bir derinlik veriyor. Tencerenin kenarında sessizce bekleyip son anda bütün havayı değiştiren oyunculardan.
İncir cipsinin bence en iyi eşlikçisi peynir; tatlılığı çayın yanındaki atıştırmalıktan çıkarıp tuzlu bir tabağın küçük ama gayet ciddi oyuncusuna çeviriyor.
Geçmişe bakarken eski günleri değil, o günlerdeki kendini arayan bir grup Perdenin Ardındakiler. Yalnızlık, özlem ve büyümeyle değişen duyguları alternatif sahnenin içinden taşıyor; şarkılarındaki nostalji bende donuk bir hatıra değil, bugünkü hâli yoklayan canlı bir duygu gibi duruyor.
Neil ile Vincent’ın kahve masasında birbirlerine hayatlarını anlatması, Heat’in bütün kovalamacadan daha akılda kalan anlarından biri. İki adam birbirini gerçekten anlıyor ama bu anlayış yollarını değiştirmeye yetmiyor; film o kısa nezaketi bile bir vedaya çeviriyor.