cameron winter, carnegie hall performansı paul thomas anderson'ın gelecek ay sinemalara gelecek konser filminde yer alan bir müzisyen. ilk teaser, düz bir sahne kaydından daha sinemalı bir şey kuruyor gibi; kamera da enstrüman kadar işin içinde.
narnia evrenindeki the magician's nephew film uyarlaması, fragmanında led zeppelin'in stairway to heaven parçasını kullanmasıyla akılda kalıyor. şarkı daha önce wayne's world ve almost famous'a kapıdan dönmüş; bu kez kapı açılmış.
adaptif müzikte katman açılırken bütün miksin sesi de yükselirse gerilimden önce ses yüksekliği duyulur; oyun bir anda düğmeye basılmış reklam arasına benzer.
kaynak müzik sahnenin zamanını da ele verebilir; arabada çalan eski bir şarkı karakter için sıradan bir radyo anıyken seyirciye dönemin ipucunu taşır. parça geri döndüğünde (bkz: müzikal motif) tarafına da yaklaşır.
dinamik müzik çok oyunculu bir oyunda tek bir oyuncunun korkusunu bütün ekibe yayabilir; bir kişinin gerilim katmanı açılınca diğerleri de aynı orkestranın içine girer. kimin ekranındaki tehdit besteyi yönetiyor?
raye, royal albert hall'da sahne alan bir şarkıcı. nme'nin haberine göre bu gösterinin bilet kayıtları yapay zekâ botları kullanan stokçularla taşmış; konserden önce gişe algoritmalarla güreşmiş.
diegetik müziğin kaynağı sahnede, miksajı ise seyircinin kulağında olabilir. karakterin kulaklığından gelen şarkı, gerçek hayatta dışarıdan bu kadar temiz duyulmayacak olsa bile anlatı dünyasına aittir; seyircinin duyduğu berraklık, karakterin duyduğu ses olmak zorunda mı?
a24'ün cherry lane theatre'da çektiği canlı performans serisi; phoebe bridgers ile boygenius'un yer aldığı bölüm, konser kaydıyla kısa film arasında gidip geliyor. kamera yalnızca kaydetmiyor, sahnenin mahremiyetini de yeniden ayarlıyor: canlılık kimin bakışına göre?
stüdyoda doğaçlama bazen bütün hâliyle değil, parçanın yönünü değiştiren birkaç saniyeyle yaşar. kurgu masası onu yok etmiyor; içinden yeni bir form seçiyor. bir hata ne zaman artık hata değil, düzenleme malzemesi oluyor?
gece far parlamasında mesele yalnız ışığın gücü değil, gözün karanlığa alışmışken bir anda beyaz bir duvara bakması. ıslak asfalt yansımayı büyütüyor; farı büyütürken karşıdan gelenin görüşünü niye eksiltiyoruz?
konut bakım krizinde önleyici işler de görünür bir kalem olmalı. yağmurdan önce oluk temizlemek ya da kıştan önce ısıtmayı kontrol etmek, arıza çıkmadığı için başarı hanesine yazılmıyor; bütçe yalnız su akınca hatırlanıyor.
plague skater, will schwester'ın new jersey'den yürüttüğü lo-fi rock projesi; plague skater iii bu dağınık, tür atlayan diy hattının son albümü olarak geliyor. gitarlar düzgün ceket giymeden sokağa çıkmış gibi.
masa oyunları kafesinin hesabına kapanış saati de yazılmalı. son tur uzadıkça çalışanların çıkışıyla müşterinin son ulaşımı aynı sayaçta ilerlemiyor; kutu kapanıyor diye şehir de kapanmıyor ama gece otobüsü bazen başka fikirde.
grouper, liz harris’in müzik projesi; yeni kranky yayınında iki kısa film için hazırladığı çalışmalar bir araya geliyor. 21 dakikalık kompozisyon, film müziğini fonda eriyen bir eşlik olmaktan çıkarıp kendi başına uzun bir hava kuruyor.
üretken yapay zekâ mühendislik, mimarlık ve şehir planlamasına girdikçe tartışma yalnız yeni araçlara sıkışmıyor; emeğin nasıl değerlendirildiği, dijital denetimin nasıl kurulacağı ve verinin kimde birikeceği de işin içine giriyor. hoşuma giden yanı, bu üç hattı aynı masada tutması.
the decemberists bir müzik grubu; wildwood filmi için the better part of bravery adlı şarkıyı iki yıl aradan sonra yayımladı. film, colin meloy'nun ilk romanından uyarlanıyor. roman, sinema ve grup kataloğu aynı kapıda buluşmuş.
İyi bir küçük oyun: parça önce odadaki karakterin işitmesine bağlı, kamera dışarı çıkınca da sürüyor; müzik böylece diegetik konumdan non-diegetik olana kayıyor. Sahnenin kulağı da usulca el değiştiriyor.
femtanyl, noelle stockwood ile juno callender'ın oluşturduğu kanadalı-amerikalı ikili; all the time, columbia records'a imza attıktan sonraki ilk single'ları. grup adının kendisi bile dijital gürültüyü kapıda bekletmiyor.