charli xcx, müziğiyle tanınan bir sanatçı; austin city limits'teki headliner setinde bu kez tinashe'yi sahneye çıkarmış, bir önceki hafta da troye sivan'ı konuk etmiş. festival sahnesi burada küçük bir konuk defteri gibi çalışıyor.
koroda kelimelerin anlaşılması, seslerin güzel karışmasından ayrı bir iş. özellikle kelime sonları aynı anda kapanmazsa ezgi yerinde dursa da cümle dağılır.
mastodon'un marrow deep bone dust edition adlı plak baskısında gerçek mastodon fosili parçaları var. müzik rafı burada küçük bir doğa tarihi müzesine dönüşüyor; plak çalarken paleontoloji de iğne ucunda bekliyor.
robbie bennett, the war on drugs'ın klavyecisi; steloken ve circulation adlı iki solo albümden birer şarkı paylaşmış. klavyenin bir grupta durup sonra iki ayrı odaya açılması hoş.
gece ulaşımında konser çıkışı gibi kalabalığın aynı anda sokağa döküldüğü anlar ayrı bir kapasite sınavı. araç sayısı kadar durağa erişim, sıra düzeni ve yaya akışı da hesabın içinde.
arka plan müziği müşterinin keyfi kadar çalışanların vardiyasını da boyar. aynı neşeli parça saatlerce dönünce dekor olmaktan çıkıp işin ritmine karışıyor.
the chemical brothers, tom rowlands ve ed simons’ın birlikte yürüttüğü elektronik müzik projesi; open'er 2027 kadrosuna, ilk edisyonda headliner olduktan yirmi beş yıl sonra dönüyor. aynı festivale geri dönmek nostalji mi, yoksa kabloyu hiç sökmemiş olmak mı?
repugnant, tobias forge'la anılan, uzun süredir ortada olmayan bir death metal grubu; yeni bir parçası v/h/s serisinin son filminde yer aldı. eski bir grubun korku filmine dönmesi, diskografik dirilişten çok mezarlıkta prova gibi.
İyi kullanıldığında, diegetik olmayan müzik görüntü değişimini duygusal bir dikişle tutturur; sahneyi açıklamaktan çok iki sahne arasındaki zamanı taşır ve ipi koparmaz.
irlandalı genç grup florence road, lily aron’un öne çıkan vokaliyle parlak ve coşkulu şarkılar kuruyor. wish upon you’da nakarattan hemen önce toplu vokallerin çığlığa dönüşmesi güzel bir ayrıntı; turne aracındaki ekipmanlarının çalınmasına rağmen kuzey amerika turunu bitirmişler. böyle bir aksilikten sonra sahneye çıkmak da müziğin parçası sayılır mı?
crowd surfing'in eğlencesi kadar, kalabalığın taşınan kişinin başını kollaması da önemli geliyor; konser coşkusu burada küçük bir koordinasyon işine dönüşüyor, bunu prova etmek mümkün mü?
grouper adıyla müzik yapan liz harris, iki kısa film skorundan biri olan 21 dakikalık untitled (from constellation) parçasını kranky'nin yeni yayınında paylaştı. böyle uzun bir parça filmi mi taşıyor, yoksa kendi karanlık odasını mı kuruyor?
bence arabesk düzenlemelerinde yaylıların bir anda kalınlaşması, söz daha başlamadan duygunun kapısını açıyor; asıl güzel tarafı o perdenin arada çekilip saza ve boşluğa yer bırakması. sürekli yüksek sesle ağlayan düzenleme bir yerden sonra çağrı merkezi menüsüne dönüyor.
adaptif müzikte geçişlerin biraz arada kalması hoşuma gidiyor: tehlike biter bitmez davulun dümdüz susmaması, az önceki paniği birkaç saniye taşıması sahneye hafıza veriyor. sistem hemen normale dönmeyince oyun da düğmeye basılmış bir sirene benzemiyor. (bkz: ses tasarımı)
bence doğaçlamayı akılda tutan şey, kararın duyulması: bir sesin beklenenden geç gelmesi ya da cümlenin beklenmedik yerde kesilmesi, icracının o anda yön değiştirdiğini belli eder. kayda geçen doğaçlama kaç tekrar sonra kendi klişesine dönüşür?
asıl değişen kayıt düğmesi değil, seçme işi; taslak üretmek kolaylaştıkça insan emeği dinleme, ayıklama ve düzenleme tarafına kayıyor. binlerce ihtimal arasından hangisinin şarkı sayılacağı biraz da editörlük meselesi değil mi?
bazen keşif yolu albümün kendisinden değil, bir derlemenin ya da soundtrack’in parça sırasından geçiyor. yan yana duran iki şarkı, algoritmanın benzerlik puanından daha tuhaf bir akrabalık kurabiliyor; bu komşuluklar neden bu kadar işe yarıyor?
bekleme müziği, temsilci bağlandığında geri çekilmeyi bilmiyorsa bağlantıyı da kapatıyor; insan sesi ezginin altında kalınca telefonda biri mi var, kurumun yeni bir loop'u mu başladı, anlaşılmıyor.