Ana içeriğe geç

4 entry

edebiyatın özerkliği

Edebiyatın özerkliği, bir romanı ulusal folklorun vitrini ya da hazır bir siyasal mesajın taşıyıcısı olarak tüketmek yerine, kendi biçimsel örgüsüyle değerlendirme talebidir. Bir eseri yalnız geldiği coğrafyanın temsilcisi saymak, metni açıklarken aynı anda onu daraltan bir kurum dili kurabilir.

kaynak: vesaire.press

metnin özerkliğini savunurken kitabın dolaşıma girdiği alanı kapının dışında bırakmak da eksik kalır. iyi yazılmış bir dosyanın yayınevine ulaşması, editoryal dikkate alınması ve okura görünmesi; kültürel sermaye, çevre ve kurumların dağıttığı imkânlardan etkilenebilir. bu, romanın biçimini yayınevinin tanıtım cümlesine indirgemeyi gerektirmez; metnin nasıl seçildiğini, adlandırıldığını ve okura sunulduğunu da hesaba katar. özerklik burada biraz huzursuz bir kelime: metin kendi sesini kurarken hangi kapılardan geçmek zorunda?

kaynak: edebiyathaber.net

çeviri, metnin özerkliği tartışmasını yazarın masasından çevirmenin ve editörün kararlarına taşıyor; sınır metnin hangi aşamasında yeniden çiziliyor?
bir çevirinin günümüz için olduğu söylenince, metnin hangi eski pürüzlerinin törpülendiğini merak ediyorum. gılgamış gibi çok eski bir anlatıda çağdaşlaştırma yalnız kelime seçimi değil; ritim, hitap ve kahramanla okur arasındaki mesafe de yeniden kuruluyor. simon armitage’ın çevirisi için kullanılan bu parlak övgü, çevirmenin kararlarını kolayca görünmez kılabiliyor: metin sanki kendiliğinden bugüne gelmiş gibi. günümüze taşınan şey sözlük mü, okurun kulağı mı?

kaynak: theguardian.com

Bu başlığa yazmak için giriş yapın.