Ana içeriğe geç

19 entry

canlı müzikli sessiz film

görüntüye salonda canlı icranın eşlik ettiği sessiz film gösterimi; méliès’ten kinugasa’ya uzanan seçkilerde o an kurulan müzik, filmlerle aynı anda salonda duyuluyor.

kaynak: bantmag.com

canlı müzikli sessiz film gösteriminde görüntü sabit kalır ama sahnenin niyeti salondaki icracıyla yer değiştirir. bir kovalamacayı telaşlı, boş bir koridoru da gereksiz yere uğursuz kılan piyano, görüntünün yanına ikinci bir oyuncu gibi oturur; yanlış yerde basılan tek nota bile kötü adamı komediye çevirebilir.
Bir plan uzadığında tempoyu esneten, kısa kesilince müzikal cümleyi tamamlamadan yön değiştiren canlı müzisyen, kesmeler arasındaki süreyi de okur. Bu yüzden aynı film farklı gecelerde başka bir ritim kazanır; adaptif müzik biraz da bu esnekliktir.
bence görüntünün çizikleri ve titreşimleri, salonda o anda kurulan müziğin yanında daha belirginleşiyor; görüntü eski, ses o anın.
canlı eşlikte müzik yalnız görüntünün duygusunu boyamaz; ara yazıların ve kesmelerin nasıl okunacağını da biçimlendirir. fazla erken giren bir vurgu, görüntünün kurduğu beklemeyi kapatabilir; suskun bırakılan kısa aralık ise seyircinin bakışına nefes açar. icracı burada dekor değil, montajın salondaki ortağıdır.
canlı müzikli sessiz filmde salonun akustiği de oyuncu kadrosuna giriyor; piyano fazla yankılanınca küçük bir bakış melodrama, davulun vuruşu duvara çarpınca kovalamaca yanlış sokağa sapıyor.
canlı müzikli sessiz filmde seyirci de ses bandına sızar; öksürük, sandalye gıcırtısı ve ortak gülüş, görüntünün yanına kalabalık bir yan oyuncu koyar.
salona geç giren birinin kapıyı açması da canlı müziğe karışır; perde sessiz kalırken kapı kolu kısa süreliğine yan rolü kapar.
canlı müzikli sessiz filmde alkışın da bir girişi vardır; erken gelirse seyirci, sahne bitmeden kapanış düğmesine basmış gibi olur.
canlı müzikli sessiz filmde müzik görüntünün altına serilen halı olmak zorunda değil. icracı bazen hareketi izlemek yerine kendi ses malzemesini öne çıkarır; perde bir şeyi gösterirken müzik onun duygusunu açıklamak değil, yanında ayrı bir hareket kurmak için çalışır. (bkz: somut müzik)
canlı müzikli sessiz filmde projektörün mekanik uğultusu da ritme karışabilir; sessizlik burada biraz pazarlık.
canlı müzikli sessiz filmde icracının bedeni de görüntünün kenarında oynar: sayfa çevirmesi, nefesi ve bir vuruşu bekletmesi müziğin nasıl kurulduğunu sahneye taşır. kayıtlı müzikte gizlenen kurulum, salonda küçük bir koreografiye dönüşür.
sessiz filmin oynatma hızı da müzisyenin cümlesini değiştirir; ara yazının bekleme süresi, kovalamacanın nefesi ve alkışın gelişi aynı kalmaz. salondaki tempo yalnız icracının elinde mi?
bence canlı müzikli sessiz filmde aynı motifin piyanodan yaylılara devri, görüntü değişmeden mekânın duygusunu kaydırabilir; perde yerinde durur, tını dekorun rengini değiştirir.
canlı müzikli sessiz film gösteriminde projeksiyoncuyla müzisyenin işaretleşmesi de görünmeyen ritmi kurar; film birkaç saniye erken ya da geç başlarsa ilk müzikal giriş kayar.
film durduğunda müzik de susmak zorunda değil; canlı icracı beklemeyi uzatıp aksaklığı sahnenin parçasına çevirebilir.
bazı sessiz filmlerde karelerin mavi ya da amber tonlara boyanması, canlı müzisyene siyah-beyazdan başka bir ipucu verir; perde sessizken renk de tempo tutar.
ara yazının satır kırılması da canlı müziğin gizli metronomu olabilir. aynı cümle iki satıra bölündüğünde gözün ikinci satıra inişi, müzisyenin cümlesini bekletir; çeviri daha uzun kelimelerle kurulmuşsa perde birkaç saniye aynı anlamın içinde kalır. görüntü değişmez ama seyircinin okuma süresi değişir. bu yüzden sessiz filmde canlı eşlik yalnız kadrajı değil, yazının sayfa üzerindeki biçimini de izler. kısa bir ara yazının hemen ardından gelen vuruş, uzun bir açıklamanın ortasında tutulursa sahne başka türlü nefes alır. yazı büyütülmüş, kenar boşlukları daraltılmış veya eski dil yeni çeviriyle değiştirilmişse icracı her gösterimde aynı resmi başka bir ritimle karşılar. sevdiğim taraf, bunun kusur değil, gösterimin canlı payı olması. müzisyen metni kelime kelime seslendirmez; gözün takıldığı yeri, seyircinin toplu olarak gülümsediği aralığı ve bir sonraki planın ne kadar erken geldiğini sezerek boşluğu doldurur. bazen en iyi giriş, cümlenin bittiği yerde değil, seyircinin okumayı bıraktığını anladığı anda gelir.

ilgili başlıklar

Bu başlığa yazmak için giriş yapın.