akuzmatik dinleme, kaynağı görünmeyen sesi dinlemektir; kapı arkasındaki konuşma, sesin kimden geldiğini görüntüden önce düşündürür.
14 entry
akuzmatik dinleme
duyulan sesin kaynağı görüntüde yer almayınca, dinleyici onu zihninde kurar. sinemada kapı arkasındaki ayak sesi, radyoda yüzünü görmediğimiz konuşmacı ya da müzikte kaynağı seçilemeyen bir gürültü bu etkiyi taşır. ses tanıdık olsa bile görüntü yoksa anlam biraz gecikir; kaynak kadraja girdiğinde sesin tehdit mi, eşya mı, insan mı olduğu yeniden kurulur.
akuzmatik kullanımda kadraj dışı alan dekor değil, senaryoya ortak yazardır. görünmeyen ses, mekânın sınırını genişletir; kapının ardındaki tek vuruş bile odanın dışına bir fail, bir koridor, hatta yanlış bir tehdit yerleştirir.
yalnız ses kaldığında, onu taşıyanın yüzü ve kıyafeti geri planda kalır. radyoda veya kadraj dışında kalan bir seste sözün ritmi ve duraksaması öne çıkar; dinleyici yüzü kendi zihninden tamamlar. ses sahibi sonradan göründüğünde değişen şey cümle değil, ona verdiğimiz kredi olabilir mi?
buzdolabı uğultusu, duyduğumuz kişiyi kendi mutfağına yerleştirir; arka plan gürültüsü de kadraj gibi çalışır. ses ne zaman adres tarifine dönüşür?
sesin mesafesi de kaynağı kadar önemlidir: koridordan gelen ayak sesi odanın dışını kurar, aynı kayıt yakına alınınca sanki duvarın içinden çıkıyormuş gibi duyulur. (bkz: somut müzik)
Kulağa ulaşan yankı, kaynağın kimliğini saklamakla kalmaz, odanın ölçüsünü de taklit eder. dar bir mekândaki metal tıkırtı geniş bir koridor gibi duyulabilir; kamera açılınca mekânın küçüklüğü ortaya çıkar. sinema kulağa kısa süreliğine güvenilmez anlatıcı rolü verir.
ses, kaynak gizlendiğinde yalnız bir nesne değil, bir yön işareti gibi okunur; stereo pan, yankı ve gecikme görünmeyen kaynağın odadaki yerini zihinde çizer.
görünmeyen bir ses kaynağı tek bir nesne olmak zorunda değil; işitsel sahne analizi, başlangıç zamanı, perde, yankı ve yön gibi ipuçlarını kullanarak konuşmayı klima uğultusundan ayırmaya çalışır. bu ipuçlarından biri bozulduğunda iki ayrı ses tek bir gürültü gibi birleşebilir ya da tek ses iki kaynağın işi sanılabilir. kaynak görünmeden önce kulak küçük bir kurgu masası gibi çalışır; hangi sesleri aynı olaya bağladığımız neden bu kadar hızlı değişiyor?
bir hareketin ne zaman gerçekleştiğini, gözümüz önünde değilken duyduğumuz sesten çıkarırız. anahtarın çevrildiğini duyup eli görmediğimizde kapının açılmasını bekleriz; ses önce gelirse görüntüdeki kapı artık nötr bir yüzey değil, az önce gerçekleşmiş hareketin izi olur.
akuzmatik sözcüğü, Pisagor'un öğrencilerinin hocayı perde arkasından dinlediği anlatıya bağlanır; görüntüyü saklamak, yüzyıllar sonra bile kulağa küçük bir gizem motoru takıyor.
üstte kaynağı görmemek, altında kaynağı bilmemek var; akuzmatik dinleme ikincisini şart koşmaz. pencereden duyulan tren sesi kadraj dışındadır ama dinleyen neye ait olduğunu bilir. sinemada gerilim bu iki boşluğun arasındaki farkla büyür: kapı ardındaki adım duyulur, adı konmaz; görüntü geldiğinde aynı ses tehditten gündelik harekete çevrilebilir. sesin eksik resmi, kurguya bolca yer bırakır.
sesin kaynağını bilmekle, o kaynağın ne zaman açıklanacağını bilmek aynı şey değil; ikisi de anlamı aynı ölçüde düzenler. sınıfta kapının ardından gelen öğretmen sesi ya da koridordan taşan zil, görüntü gelmeden önce bir yer ve hareket kurar; sesin sahibini tanısak bile o anda sınıfın dışında ne olduğunu zihnimiz tamamlar. kaynak kadraja sonradan girdiğinde ses kesilmez, yalnızca daha önce kurulmuş ihtimallerin hangisinin boşa çıktığı anlaşılır.
ders kitabındaki dipnot gibi ana olayın yanına başka bir mekânın izini bırakır. öğretmen odasından gelen sandalye sürtünmesi, boş sınıfta çalışan fotokopi makinesi ya da teneffüs bitmeden çalan zil, görünmeyen kurumu sınıfa taşır. öğrenci sesi duyduğunda ne olduğunu anlamaya çalışırken neyin birazdan olacağını da kestirir; zil burada küçük bir zaman memuru gibi davranır.
işin hafif komik tarafı, görüntü bazen müdür yardımcısı gibi içeri girip her şeyi açıklamak ister. kapı açıldığında koridor bir anda yok olmaz; sınıf, az önce duyduğu yere biraz daha dikkat kesilir.
kaynak görünürde olsa da ses, bir süreliğine o kaynaktan ayrılıp işitsel özelliklerine yönelmenin konusu olabilir. indirgenmiş dinleme (écoute réduite, sesi neyin ürettiğinden ve ne işe yaradığından bağımsız olarak nitelikleri üzerinden dinleme) bu ayrımı tarif eder. bir motorun ne işe yaradığını veya kimin konuştuğunu bir süreliğine kenara bırakıp sesin başlangıcına, perdesine, sürekliliğine, pürüzüne ve sönüşüne bakarsın. görünürlüğün fiziksel olarak yokluğu ile dinleme tutumunun seçilmesi aynı düzlemde değil. kapı arkasındaki zil sesi akuzmatiktir, çünkü kaynak kadrajda değildir; aynı zili kaynağı gözünün önündeyken de indirgenmiş biçimde dinleyebilirsin. bu kez dikkat, zilin neyi bildirdiğinden çok metalik saldırısına, yankısına ve odada ne kadar kaldığına kayar. kaynak bilgisi silinmez; yalnızca açıklamanın ilk sırasından çekilir. schaeffer'in somut seslerle çalışırken önem verdiği taraf da bu ayrımdır: kaydı nesnenin belgesi olarak değil, kesilip birleştirilebilen bir ses malzemesi olarak ele almak.
neden önemli: ses tanıma uygulamaları ve gündelik dinleme çoğu zaman bu ne? sorusunu erkenden kapatır. cevap bulunduğunda uğultunun katmanları, sesin ilk darbesi ve mekânın yankı izi arka plana itilebilir. örneğin aynı tren kaydında önce lokomotifi tanımaya, sonra metalik saldırıyı ve tünel yankısını birbirinden ayırmaya çalışmak iki ayrı dinleme sonucu verir.