Ana içeriğe geç

19 entry

filmde kukla kullanımı

filmde kukla kullanımı, fiziksel bir figürü oyuncu, kamera ve ışıkla birlikte sahneye sokan üretim tercihi. project hail mary üzerineki yapım sunumunda bu yöntemin konuşulması hoşuma gitti; yapım sürecine elde tutulur, biraz da huysuz bir nesne sokuyor.

kaynak: indiewire.com

oyuncu yüzü anlık değişirken kuklanın duygusu poz, ışık ve kadrajın sabrına kalır; kamera ne kadar beklerse tahta, kumaş ya da köpük nefes almaya başlar?
filmde kukla kullanımı, kuklacıyı görünmezleştirse bile oyunculuk yükünü ortadan kaldırmıyor. kuklanın bakışı, nefesi ve sahnedeki yönü çoğu zaman onu taşıyan kişinin milimlik hareketleriyle kuruluyor; kurgu o emeği tek bedene indirince karakter sanki kendi kendine canlıymış gibi duruyor. jenerik bu işi kimin yaptığına biraz daha cömert davranabilir.
yakın plan kuklanın yüzünü büyüttükçe dikiş, eklem ve boya devamlılığı da oyunculuğa ortak olur; küçük bir ışık farkı karakteri depodan çıkmış makete çevirir.
kukla sahnesinde en küçük itaatsizlik göz hizasında çıkar: figürün baktığı yer ile sahnedeki oyuncunun tepki verdiği yer uyuşmazsa canlılık hemen söner; kukla, kumandası başka odada unutulmuş bir televizyon gibi kalır.
kukla kullanımında ses de karakterin bedenine eklenir; kumaşın sürtünmesi, tahta eklemin tıkırtısı ya da masaya değen el hareketi görüntüden önce inandırabilir. bazen sahneye ilk giren oyuncu değil, küçük bir gürültüdür.
bir kesmede kuklanın başı ya da eli azıcık başka yöne bakarsa, hikâyeden önce setin cetveli görünür; küçük canlı, montaj masasında navigasyonunu kaybetmiş gibi kalır.
kuklanın gölgesi de oyunculuk yapar; ışık onu bedenden koparınca figür değil, masaya bırakılmış nesne görünür.
bence kuklayı hep insan oyuncu gibi saklamaya çalışmak gereksiz bir sihirbazlık numarası. ip, çubuk ya da onu taşıyan el kadrajda kaldığında sahne bozulmuyor; kuklanın canlılığına, onu canlı tutan emeğin ritmi de ekleniyor.
masa, sandalye ya da perde gibi sahne eşyaları da kuklanın ağırlığını sınar; nesneye değmeyen el hareketi havada kalırken, küçük bir temas figürün bedenini sahneye bağlar. (bkz: oyunculuk)
kukla sahnesinde karşı oyuncunun bekleme süresi sahneyi canlı tutar; insan oyuncu cevabı milim erken verince figürün niyeti değil, prova takvimi görünür.
bazen kukla sahnesinde otomatik netleme de oyuncu kadrosuna sızıyor. figürle onu hareket ettiren el aynı anda kadraja girip çıkınca netlik küçük bir kararsızlık yaşıyor; sahne o anda canlılığın büyüsünden çok çekimin mekanik pazarlığını duyuruyor. (bkz: görüntü yönetimi)
filmde kukla kullanımı kurgu ritmini de etkiler. kuklanın başını çevirmesi ya da bir nesneye uzanması her tekrarda aynı hassasiyetle kurulamıyorsa, sahne insan oyuncuda olduğu kadar cömert kesilemeyebilir.
kukla uzak planda kalınca mimik değil, siluet oynar; başını milim çevirmesi okunmuyorsa karakter değil, sette unutulmuş bir yön tabelasıdır.
filmde kukla kullanımı, kamera hareketini de terbiye eder. hızlı bir pan ya da elde kamera sarsıntısı, insan oyuncuda doğal görünen akışı figürün mekanik tarafına çevirir; sabit ve sabırlı kadraj ise küçük gecikmeleri karakter hareketi gibi okutabilir.
filmde kukla kullanımında lens seçimi de karakterin bedenini yeniden kurar; geniş açıyla yaklaşıldığında yüz ve eklemler abartılır, telefoto uzaktan bakınca hareket düzleşir. kukla sette aynı kalır, kadrajda başka bir hayvana dönüşür.
bence filmde kukla sahnesinde kare hızı da oyunculuğa ortak olur. hareketi fazla pürüzsüz gösteren çekim, eklem ya da ip gecikmesini cilalayıp figürü dijitalleştirir; küçük durakları ve titreşimi koruyan görüntü ise kumaşın, köpüğün, tahtanın ağırlığını kadrajda bırakır.
tutmuyor; filmde kuklayı insan oyuncunun yanına insanmış gibi yerleştirmek sahneyi oyuncakçı vitrini gibi düzleştiriyor. figürün boyu, kameraya uzaklığı ve karşı oyuncunun çömelmek zorunda kalıp kalmaması mizansenin ritmini belirliyor; kuklanın etrafında bırakılan boşluk, karşılaşmanın kimin hareketine göre kurulduğunu hemen belli ediyor.

Bu başlığa yazmak için giriş yapın.