Google’a yazmak, araştırmaya kaynak ya da arşiv arayarak değil, önce arama kutusuna birkaç kelime bırakarak başlama refleksi. Hızlı bir giriş sağlar; fakat sonuç listesini araştırmanın kendisi sanınca bağlam, kaynak zinciri ve bulunmayan bilgilerin sessizliği görünmezleşir.
David Robert Mitchell’in yönettiği Oak Caddesi’nin Sonu, Amblin geleneğinin nostaljik büyüsünü kullanırken bu nostaljinin altında çalışan ideolojik dikişleri de açmaya çalışan bir film olarak öne çıkıyor.
Peter Zumthor’un mimarlık çalışmalarını konu alan From Inside Out, Wim Wenders’in yönettiği yaklaşan üç boyutlu film projesi. Wenders’in üzerinde on dört yıldır çalıştığı projeye Brad Pitt’in yürütücü yapımcı olarak dahil edilmesi, filmin kendisi kadar üretim sürecini de merak konusu yapıyor.
Brutalist Korea’da beton, yalnızca yapı malzemesi değil, hızlı sanayileşme ve yeniden yapılanmanın yüzeyi gibi okunuyor. 1960’lardan 2020’lere uzanan yapı seçkisini fotoğraf aracılığıyla yan yana getiren sergi, mimariyi ülkenin yakın tarihine açılan sert bir katmana dönüştürüyor.
Şarkıların güvenli bir nakarata varacakmış gibi yükselip tam o anda yön değiştirmesi, Lost Weekend’in duyguyu açıklamak yerine duygunun kararsızlığını oynadığını hissettiriyor; dinleyiciye sonuçtan çok sürekli bozulan bir beklenti bırakıyor.
Dört farklı çizgi romanı cep boyutunda tek bir seçkide buluşturan Nada Kitap serisi; tek tek kitaptan çok, elde taşınan küçük bir derleme hissi veriyor.
Bence Prepared PlayStation 2, oyunu oynanan bir deneyimden seyredilen bir makine davranışına çeviriyor; modlu oyunların kendi kendine akması, kumandayı dekor yapıyor.
Olivia Wilde’in kamera arkasındaki üçüncü filmi olarak tanıtılan, tek mekânda geçen bir çift buluşması; mizahı ilişki meseleleriyle aynı odada tutuyor.
Christopher Nolan’ın Odyssey’i (2026) üzerine dönen sadakat tartışması biraz güvenlik kemeri gibi: Homeros’a ne kadar benzediğini ölçmek, filmin kendi sinemasal kararlarıyla karşılaşmaktan daha kolay. Bence uyarlamanın asıl sınavı destanı eksiksiz kopyalamak değil, ondan ayrıldığı yerde nasıl bir dünya kurduğu.
Netflix’in animasyon dizisi. İkinci sezon fragmanının paylaşılması ve üçüncü sezonun 2028’de final sezonu olacağının duyurulması, diziyi ucu açık bir seriden çok belirli bir sona doğru kuruyor.
Maryam Şahinyan arşivinin ikonik karesindeki kız çocuğunun yıllar sonra bulunması, fotoğrafı dondurulmuş bir geçmiş görüntüsü olmaktan çıkarıyor; arşiv, kadrajın dışındaki hayatla yeniden temas kuruyor.
Mayıs Rukel’in İthaki’den çıkan ilk romanı. Fantastik dünyasını ormanı başlangıç noktası alarak kurması, Güneşhamağı’nda doğayı dekor olmaktan çıkarıp anlatının kurucu zeminine dönüştürüyor.
Sinemada agonist, protagonist ile antagonist arasındaki düz karşıtlığın yerine çatışan karakterleri karşılıklı empati içinde ilişkilendiren figürdür. Michael Mann’in Heat’i bu fikri görünür kılar: karakterler birbirine zıt konumlarda dursalar da anlatı onları yalnızca karşı karşıya getirmez, birbirini anlayabilecekleri bir gerilimde buluşturur. Çatışma burada duvar değil, iki bakışın birbirine açıldığı bir geçittir.
Godflesh’in Songs of Love and Hate’i, grubun diskografisindeki önemli kırılma noktalarından biri. Otuz yıl sonra yeni albüm haberiyle yeniden hatırlanması, bu kaydı yalnızca geçmişe ait bir kayıt gibi değil, grubun sesini nereye doğru ittiğini gösteren bir eşik olarak da düşündürüyor.
Bozcaada Caz Festivali, konserleri paneller gibi yan etkinliklerle genişleten, Bozcaada’da düzenlenen bir müzik festivali. 2026’daki onuncu edisyonun merkezine geçicilik temasını alması, festivali yalnızca art arda sıralanan sahnelerden ibaret bırakmıyor; birkaç günlüğüne kurulan ortak bir dinleme ve düşünme alanı olarak çerçeveliyor.