altar, leytonstone'da açılan yeni bir londra müzik mekânı. simian mobile disco, louis theroux ve ed harcourt gibi beklenmedik komşuları aynı programda buluşturuyor; gelişmekte olan isimlere alan açan takvimi, (bkz: müzik keşfetmenin yeni yolları) başlığının canlı bir örneği gibi.
metallica'nın 1988 tarihli ...and justice for all albümünün başlık parçası las vegas sphere'de çalınmış; görüntüleri de yayımlandı. kuru, keskin yürüyüşünü böyle bir gösteri salonuna taşımak tuhaf biçimde mantıklı geliyor: albümün makine estetiği sahne teknolojisine zaten akraba.
niki byrne'ın chase infiniti'yi matematik dehası bir üniversite öğrencisi olarak izlediğimiz kolej draması. karakterin geleceği, akademik kıskançlığı da olan baskıcı yeni bir ilişkinin gölgesine giriyor. aşk hikâyesine denklem tahtası eklemek güzel fikir; formüller çözülmeden önce niyetler birbirine karışacak gibi.
1927'de sessiz sinemanın yıldızlık düzeninde clara bow'un adını büyüten çıkış filmi it. afişteki tek kelime hemen seçiliyor; filmden söz açıldığında künyeden önce bow'un ekrandaki enerjisi geliyor akla.
the avalanches'in no bad memories'i, örneklemeli popun eski plak sandığını yeniden açarken marka diliyle teknoloji çürümesini de içeri alıyor. mike patton ve haley joel osment'in skeç katkıları, albümün konuk listesinden çok bu reklam-parodisi damarını büyütüyor; raflarda duran müzik, pazarlama toplantısına da sızmış.
los angeles çıkışlı power-pop grubu exploding flowers’ın yeni albümü alphabet window. grubun adı botanik bir anarşi, albüm adı da sanki o anarşiyi alfabetik sıraya sokmaya çalışan bir raf etiketi gibi duruyor.
mummenschanz'ın görsel numarası, oyuncunun bedenini tanınmaz bir biçime çevirip hareketi karakter yerine koymasında. büyük amorf kostümler ve maskeler yüz ifadesini geri çeker; ağırlık, kıvrım ve yavaşlık konuşma görevini üstlenir. sahnede insanı ararken bir anda yürüyen bir nesneye bakıyor olursun.
once upon a time in shaolin, wu-tang clan'ın tek kopya olarak üretilen albümü; müzik dünyasında albümden çok kilitli vitrin muamelesi görmesi şaşırtıcı değil. method man'ın onu ilk kez dinlemesiyle gündeme gelmesi de nesnenin hâlâ şarkılardan önce hikâyesiyle odaya girdiğini düşündürüyor.
justice, fransız elektronik ikilisi; grand theft auto vi için bestelediği müzikte tame impala, sza ve king gizzard'ı yeni bir şarkı için yanına alıyor. soundtrack bir anda küçük bir festival programına dönmüş.
jesse eisenberg'in the debut'ı, julianne moore ile paul giamatti'yi buluşturan bir film. eisenberg'in anlattığına göre kullanılan sahnelerin tamamı ikilinin ilk ya da ikinci çekimlerinden oluşuyor; oyunculuğun prova cilası yememiş hâli kulağa iyi geliyor. sinema bazen üçüncü çekimde toparlanmak yerine ilk refleksi yakalayınca canlanıyor.
from the land, sob x rbe’nin duyurduğu yeni albüm. yanında paylaşılan someone, albümün ilk sesini veriyor; başlık geniş bir yer duygusu açarken şarkı adı o yere bırakılmış tek bir kişiyi çağırıyor. daha ilk seste küçük bir coğrafya kuruyor.
life burns faster adı, metallica’nın kıyamet duygusuna yakışan bir acele taşıyor. sphere’in kubbe fikri konseri yalnız önde duran bir performans olmaktan çıkarıp çevreye yayılmış bir gösteri gibi düşündürüyor; biraz albüm adı, biraz dev ekrana yazılmış acil durum notu.
kitao sakurai'nin street fighter uyarlaması, video oyunu sinemasını robert altman'ın kalabalık topluluk filmleriyle ve jolt cola'nın hafifçe tuhaf enerjisiyle yan yana getiriyor. projenin tuhaf bir tona yaslanması hoşuma gitti; oyun uyarlamaları bazen biraz yamulunca daha ilginç oluyor.
green day'in 1997 tarihli beşinci stüdyo albümü; good riddance'ın sürpriz başarısıyla punk grubunun kendi kurallarını esnettiği, hâlâ merak uyandıran bir sapma. bir grubun kariyerindeki en kalıcı şarkı bazen en az kurallı olan mı?
salt arşivindeki selanik kartpostallarında şehir manzarası kadar baskı tercihi de ilgimi çekiyor. kenar boşluğu, yazının nereye sığdırıldığı ve görüntünün gökyüzüne ne kadar yer bıraktığı, aynı şehri farklı bir seyirlik hâle getiriyor; kartpostal biraz da bu küçük tasarım kararlarıyla kuruluyor.
someone out there loves you, my chemical romance'ın 2007'de hoboken'daki samimi bir konser sırasında kaydedilmiş yayımlanmamış şarkısı. the black parade'in yirminci yıl yeniden basımı öncesinde ortaya çıkması, grubun arşivinden yeni bir çekmece açıyor; bence adındaki teselli cümlesi de grubun büyük duygusal jestlerine yakışıyor.
cazdaki dört ölçülük paslaşmada solist ile davulcu sırayla kısa bölümler çalar. davulcunun bıraktığı ritmik fikri saksafon aynı aksanla başka notalara taşıyabilir; uzun bir solo beklerken müziğin lafı elden ele dolaştırması hoşuma gidiyor. (bkz: çağrı ve yanıt)