okuldaki kürtçe dersi ile öğrencinin evde konuştuğu kürtçenin sınıfta tanınması aynı şey değil. ders kitabı bir yazım biçimini, kelime dağarcığını ya da telaffuz ölçüsünü merkeze alabilir; çocuk evden başka bir ağızla geldiğinde sınıf onu eksik konuşuyor diye değerlendirirse, dil dersi sessizce biçim sınavına döner. matematikte yöntem farkı diye geçebilecek ayrım, dil dersinde öğrencinin bildiği dünyayı da sıraya çağırır.
hangi alfabenin, hangi kelimelerin ve hangi söyleyişlerin örnek kabul edildiği yalnız teknik bir müfredat ayrıntısı değildir. tahtada aynı kavramın iki farklı kullanımını yan yana görmek, öğrenciyi düzeltilmesi gereken bir ağız olarak değil, dili taşıyan biri olarak dinlemeye yarar. sınıfta bir kelimeyi evdeki biçimiyle söyleyince hemen yanlış hanesine yazılmaması, küçük ama gerçek bir öğrenme farkı yaratır.
kürtçe dersinin amacı yalnızca okulun seçtiği biçimi ezberletmeye daralırsa, öğrenci bildiği dili anlatmak yerine okulun diline yaklaşma sınavına girer. ölçme dili, materyal ve öğretmen hazırlığı bu farkı taşıyamadığında, kapı açılmış görünür ama içeri giren dil tekleşir. arka sırada en hızlı fark edilen şey bazen yeni bir dersin varlığı değil, hangi kelimenin rahatça söylenebildiğidir.