Kitabın asıl cazibesi, iskeleyi yalnız vapura binilen bir eşik olarak değil, kıyının gündelik süslemesi olarak düşündürmesi. Çini ve seramik, ulaşım yapısına eklenmiş dekor olmaktan çıkıp İstanbul’un suyla kurduğu ilişkinin küçük, elle tutulur işaretlerine dönüşüyor.