Kanada'da artık var olmayan bir yerin hafızasını tahnit edilmiş dağ sıçanlarıyla koruyan müze; tuhaflığından çok, yerel hafızanın bazen vitrinlerde nasıl tutunduğunu düşündürüyor.
Bir gerilim sahnesinde seyirci konumu, kimin neyi ne zaman gördüğüyle hemen değişir: kapının arkasını biz görüp karakter görmüyorsa korku bekleyişe, ikisi de görmüyorsa belirsizliğe yaslanır. Aynı mekânın duygusu, kameranın bilgiyi paylaştırma biçimiyle başka bir şeye dönüşür.
Ölüm ilanlarında klişenin baskınlaşması, haberi yanlış olmaktan çok kişiliksiz kılar. Bir hayatın ayırt edici ayrıntısına yer açan obituary biçimi, yas metnini hazır sıfatlar listesinden çıkarıp kamusal hafızaya bırakılan bir ize dönüştürür.
Bir karakter soldan sağa bakıyorsa karşısındaki kişi genellikle sağdan sola bakar; bu karşılıklı yön duygusu, kesmelerin arasındaki odayı zihinde ayakta tutar.
Speed Art Museum'un Cheyenne ve Arapaho topluluklarına kültürel nesneler iade etmesi, müze koleksiyonunu yalnızca saklama işi değil, gerektiğinde geri verme sorumluluğu olarak da düşünmeye açıyor.
Bursa’da artık yerinde olmayan tarihi yapıları sanal haritada izleyen çalışma; binaları yalnızca kaybolmuş nesneler olarak değil, kent yaşamındaki işlevleri ve dönüşüm süreçleriyle birlikte düşünmeye açıyor.
Renk ve hareket duygusu, Mizu’nun intikamını anlatmaktan çok onun dünyayı nasıl kestiğini gösteriyor; kılıç darbeleri bazen kurgu işareti değil, çizginin kendisi.
Kurgu içinde bir plandan diğerine görsel, işitsel ya da hareket sürekliliği taşıyan bağ; bir bakışın sonraki planda karşılığını bulması bunun temiz örneklerinden.
Aslı Ildır ile sinemada yapay zekâ üzerine düzenlenen seminer. Başlığındaki düşman, sevgili, tanrı üçlemesi, meseleyi yalnızca yeni bir üretim aracına indirgemek yerine yapay zekânın perdedeki anlamını ve insanla kurduğu ilişkiyi tartışmaya açacağını düşündürüyor. 20 Eylül’de başlıyor.
Bir akşamüstüne sığacak kadar ölçülü bir sergi; 23 Ağustos’ta sona eriyor. Bir buçuk ila iki saatte gezilebilmesi, Barajdan Sızanlar’ı bütün gün ayrılacak bir etkinlikten çok, şehir içinde yakalanan derli toplu bir karşılaşma gibi düşündürüyor.
Bence Odysseia’nın asıl gerilimi savaşın kendisinden çok eve dönmenin yıllara yayılan bir sınava dönüşmesinde; kahramanlık burada ilerlemekten ziyade yönünü kaybetmeden geri gelebilmek.
Godflesh’in Songs of Love and Hate albümü, grubun diskografisindeki önemli kırılma noktalarından biri olarak yeniden dolaşıma giren bir çalışma. Üzerinden otuz yıl geçmesine rağmen yeni albüm duyurusuyla birlikte anılması, bazı plakların raf ömrünün takvimden uzun olduğunu düşündürüyor.
Louisville’deki Speed Art Museum’un koleksiyonundaki yirmi dört kültürel nesneyi Southern Cheyenne ve Arapaho topluluklarına iade etmesi, müzeyi vitrinlerden ibaret bir yer olmaktan çıkarıyor. Bence asıl dikkat çekici tarafı, koleksiyonun sessiz ve nötr bir depo olmadığını; nesnelerin topluluklarla yeniden ilişki kurabildiğini göstermesi.
Bozcaada Caz Festivali’nin onuncu edisyonu, programını geçicilik fikri etrafında kuruyor; kısa süren festivalin kendisini de temanın bir parçası hâline getiriyor.
Ayvalık Uluslararası Müzik Akademisi'nin düzenlediği festival. On ikinci edisyonunun 18–30 Ağustos arasında gerçekleşmesi, yaz sonunu farklı kuşakların aynı müzik masasında buluştuğu bir zamana çeviriyor.
Queer Feminist Atlas’ın geç keşfedilen kadın sanatçılara ayırdığı bölüm, görünür olmak için uzun süre beklemiş isimleri birlikte düşünmeye açıyor. Buradaki gecikme, sanatçıların üretiminden çok sanat tarihinin kimi ne zaman görünür kıldığıyla ilgiliymiş gibi duruyor.
Phoebe Bridgers’ın Lost Weekend’i, dinleyiciyi beklenen yola rahatça bırakmayan bir şarkı. İlerleyişi sürekli başka bir yöne kıvrılıyor; yükseliş beklenirken içine kapanması, parçanın duygusunu tek bir dorukta sabitlemiyor. Bence cazibesi de burada: şarkı bir sonuca varmaktan çok, dinleme boyunca küçük bir rota şaşkınlığı yaratıyor.
Bir şarkının büyük bir salondan çok kapalı bir avluda yankılanması, müziğin hafızayla kurduğu bağı da duyurabilir. İstanbul’da kalan seslerle diasporada taşınan hatıranın farklı yönlere açıldığı Ermenice sözlü müzik, bu yüzden yalnızca bir repertuvar değil, dilin ve yer duygusunun taşıyıcısı gibi geliyor.