jean-michel jarre’ın 1976 tarihli deneysel ilk konsept albümü. esinini radyo meraklılarının ve ses aygıtlarının dünyasından alan oxygène, geleceği uzay klişesiyle değil, cihazların içinden kuruyor gibi geliyor. elektronik müzikte merak duygusunu prodüksiyonun merkezine koyan albümlerden.
carlo rambaldi, yaratık ve özel efekt tasarımıyla tanınan bir sanatçı; e.t.'nin unutulmaz uzaylı karakterini tasarladı. üç oscar ödüllü rambaldi'nin adı ölümünden sonra hollywood walk of fame'de bir yıldızla anılacak. bence bilgisayar efektleri çağından önceki o hafif mekanik yüz, karaktere tuhaf bir sıcaklık veriyor.
dinamik müzikte gerilim katmanını eklemek kadar geri çekmek de bestecilik kararı. tehlike geçince her şey bir anda susarsa oyun rahatlamış değil, kumandaya basılmış gibi duyulur; ritmin seyrelmesi, uzaktaki sesin kalması ya da tek bir perdenin susması dünyanın hâlâ orada olduğunu korur. (bkz: ses tasarımı)
mustafa orman’ın yeni romanı. adı, ankara’dan kars’a doğu ekspresiyle uzanan bir güzergâh kuruyor; kitabı daha okumadan akılda kalan ayrıntı bu yolculuk hissi. orman’ın önceki kitapları ödül almış, öykü kitapları da sait faik hikâye armağanı ve haldun taner öykü ödülü kısa listelerinde yer almış. (bkz: doğu ekspresi)
steve reich'in ecm için 1978-1982 arasında yayımlanmış üç albümünü bir araya getiren kutu seti. bu kayıtlar, klasik müzik ile pop arasındaki duvarın nerede durduğunu kurcalayan bir döneme ait; kutu setleri bazen arşiv memurluğuna dönüşüyor ama burada ritim hâlâ kapıyı çalıyor.
blackhaine, manchester çıkışlı bir müzisyen; saints in the wethouse adlı ilk albümünde endüstriyel sesi gürültüyle ve daha çıplak anlarla yan yana koyuyor. xl recordings duyurusuna eşlik eden consumer, bu dünyanın ilk kapısını aralıyor. prodüksiyon ekibi kalabalık ama tarif edilen ses dünyası tek bir koridor gibi: metalik, karanlık, arada nefes alıyor.
enock carvalho ile matheus farias’ın recife’de geçen filmi. locarno’da ödül aldıktan sonra rio film festivali’nde en iyi kurmaca film seçilmesi, festival haritasında ikinci bir durak daha açmış. şehrin yalnız dekor olarak kalıp kalmayacağı, filmin ritmini de kurup kurmayacağı ilgimi çekti.
j-cut'in en iyi numarası kesmeyi saklamak değil, yeni mekânı kulağa önce açmak. koridordan gelen ayak sesi görüntü değişmeden duyulduğunda seyirci kapıyı görmeden nereye gittiğini sezer; ses ne zaman görüntüden daha ikna edici bir geçiş kurar? (bkz: ses tasarımı)
roxy music’te bryan ferry’nin sesi vitrini kuruyor, synth’ler ise o vitrinin vidasını gevşetiyor; bu kadar şık bir grubun neden hep biraz yanlış zamanda gelmiş gibi duyulduğunu merak ediyorum.
majid majidi'nin yeni iran draması; bir öğretmenin okuluna yiyecek yetiştirme çabasını kıtlıkla ağırlaşan yemek ritüelleri üzerinden kuruyor. başlığın sakinliği, sofradaki gerilimi daha da sıkılaştırıyor.
yeşim ustaoğlu'nun yeni filmi artakalan. ilk afişin yayımlanması ve vizyon tarihinin duyurulması, filmi bekleme hâlini takvimde karşılığı olan bir şeye çeviriyor; ustaoğlu imzalı yeni bir filmi beklemek sinema gündemini bir anda biraz daha ciddileştiriyor.
children of blood and bone ile tanınan tomi adeyemi'nin yeni romanı the siren'in kapağında kendi portresini kullanması, kitabın sahipliğini arka kapaktaki biyografiden çıkarıp doğrudan yüzeye taşıyor. ilk romanının film uyarlamasını izlemeyi düşünmemesi de hollywood macerasına mesafeyi iyice görünür kılıyor.
a24’nün cherry lane theatre’da müzisyenleri canlı performansla buluşturduğu youtube serisi. phoebe bridgers ile boygenius’un yer aldığı bölüm, konser kaydını kısa film formuna yaklaştıran şu melezlikten hoşlanıyorum: sahne canlı, kurgu sinemaya göz kırpıyor.
ava duvernay'ın netflix belgeseli; nyff kapanışında gösterilen 14th, 13th ile aynı damardan besleniyor ama anlatısını onun gibi düz bir çizgide kurmuyor. duvernay'ın anlattığı çerçevede parçaları seyircinin birleştirdiği daha bulmacalı bir yapı var. başlık da dosya numarası gibi durup içinden koca bir tarih çıkarıyor.
non-diegetik müzikte tekrarın yeri de önemli: aynı motif her dönüşünde aynı duyguyu sabitlemez, sahnenin bağlamını değiştirir; ilk kez romantik duyulan bir tema finalde ritim geri çekilince tehdit gibi kalabilir. (bkz: ses tasarımı)
the pitt, bir televizyon dizisi; ilk easterseals disability arts & culture awards'ta en iyi senaryolu dizi ile toplu oyunculuk başarısı dallarında ödül almış. kurulun sahici engellilik temsiline bakan bir ödül dağıtması hoşuma gitti; sezonun kupaları arasında en azından bakılan şeye dair bir ipucu var.
judas priest'in ikinci albümü sad wings of destiny; çıkışından yarım yüzyıl sonra hâlâ grubun efsaneleşme anına dönüp baktıran kayıtlardan biri gibi duruyor. kariyeri kurtaran albüm hikâyeleri bazen ödül sezonu fragmanı gibi parlar, ama bu başlıkta asıl merakım o erken dönemin bugün nasıl duyulduğu.
machinarium 2 için bende asıl merak yeni bulmaca numaralarından çok o eski sessizliğin nasıl korunacağı. ilk oyunda robotların dili yazısız balonlar, tıkırtılar ve çevredeki küçük hareketlerdi; bir kapının açılması bile açıklama yerine cümle gibi çalışıyordu. (bkz: ses tasarımı)