Bir yaklaşım, yüksek fiyatların tüketimi azaltmasını piyasanın dengeleyici tepkisi sayar; diğeri, azalmanın hangi kapasiteyi ve hangi grupları kalıcı biçimde aşındırdığına bakar. Talep yıkımı, enerji veya başka bir kritik girdinin fiyatı, kıtlığı ya da erişim sorunu nedeniyle tüketimin yalnız ertelenmesi değil, üretimin kapanması, faaliyetin taşınması veya kullanıcıların hizmetten bütünüyle vazgeçmesi yoluyla ortadan kalkmasıdır. İlk aşamada düşük tüketim arz baskısını ve ithalat faturasını hafifletebilir. Ancak enerji yoğun işletmeler kapanır, haneler temel ısınma veya ulaşımdan kısar ve tedarik zincirindeki siparişler çözülürse görünen denge verimlilik kazanımından değil kapasite kaybından doğar; yük çoğunlukla küçük işletmelere, düşük gelirli hanelere ve tek pazara bağlı çalışanlara yığılır. Karşı ağırlık şudur: her talep düşüşü yıkım değildir; teknolojik verimlilik, davranış değişikliği ve daha iyi ikame aynı hizmeti daha az girdiyle sürdürebilir. Ayrım için fiyatlar gevşediğinde tüketimin, üretimin ve istihdamın geri dönüp dönmediğine bakmak gerekir. Benim için ucuzlayan denge, kaybolan faaliyeti geri getiremiyorsa başarı hanesine yazılamaz.