Bir yaklaşım eski fotoğrafı bugünün gözüne yaklaştırır; diğeri aradaki mesafeyi belgenin parçası sayıp korur. Temizlenen leke, keskinleşen yüz ve renklendirilen elbise görüntüyü daha davetkâr kılabilir. Fakat hangi ayrıntının kayıttan, hangisinin yazılımın ya da düzenleyenin tahmininden geldiği görünmüyorsa restorasyon yalnız geçmişi göstermiyor, ona sessizce rol de dağıtıyor. Platform bilirkişiye, izleyici ise pürüzsüz görüntüyü tarihsel kesinlik sanması beklenen seyirciye dönüşebiliyor.
Bu risk, her müdahaleyi sahtecilik saymayı gerektirmez; okunabilirlik aile arşivini ve ortak hafızayı gerçekten genişletebilir. Yine de parlak sonuç vitrine çıkarken tarama, karşılaştırma, karar verme ve kayıt tutma emeğinin jenerikte kaybolduğu öne sürülebilir. Küçük ama anlamlı ayrım, düzenlenmiş görüntünün yanında kaynağı ve müdahale haritasını da erişilebilir kılmaktır. Geçmiş biraz bulanık kalınca mı eksilir, yoksa bütün pürüzleri bizim adımıza tamamlanınca mı?