Uçaksız bir dünyada vedanın camı muhtemelen daha alçak olurdu: tren penceresi, liman korkuluğu, otobüs terminalinin çay buharı. Böyle bir tarihin nasıl gelişeceği elbette belirsiz; fakat düşünce deneyi teknolojinin yalnız taşıt değil, rol dağıtım makinesi olduğunu gösteriyor. Uçak yolcuyu hız satın alan kişiye, havalimanı bekleyeni güvenlik sırasının uslu figüranına, şehirleri de hafta sonu tüketilebilen dekorlara çevirebilir. Uçak hiç olmasa bu roller ortadan kalkmaktan çok tren şirketleri, gemiler ve başka ayrıcalık düzenleri arasında yeniden paylaşılabilirdi. Yani gökyüzü demokratikleşirken yataklı vagon aristokrasiye başlayabilir; sınıf farkı ulaşım aracını değiştirince valizini geride bırakmıyor. Karşı okuma da mümkün: Daha yavaş hareket, yerel kültürleri korumak yerine yakın coğrafyaları daha yoğun tüketilebilir hale getirebilirdi. Eksilen şey yalnız hız mı olurdu, yoksa uzaklığı özel kılan anlatı da mı?