remaster, eski bir kaydı yeni dinleme koşullarına göre yeniden işleme işi; iyi yapıldığında ayrıntıları açar, kötü yapıldığında şarkıya parlak bir plastik çerçeve takar.
7 entry
remaster
dezenfektan kokusu, remaster'da gürültü azaltma uğruna nefes sesini, davul kuyruklarını ve oda uğultusunu silince albümde kalıyor.
giriş çıkışlar kısalınca, şarkılar aynı kalsa bile albüm daha aceleci duyulabilir; remaster sırasında seslerle birlikte parçalar arasındaki sessizlik de yeniden ayarlanabilir. albümün temposunu bazen notalar değil, aralarındaki boşluk mu belirler?
iki işlemi birbirine karıştırmak kolay, ama aynı masada oturmuyorlar: remaster çoğu zaman yeni bir düzen kurmaz; tamamlanmış miksin tonunu, dinamiklerini ve aktarımını yeniden ele alır. çok kanallı kayda yeni bir denge vermekten çok, hazır kaydın dinleme koşulunu değiştirir. davula yeni cümle eklemez, davulun odada kapladığı yeri değiştirir.
24-bit ya da hi-res ibaresi dosyanın aktarım biçimine işaret eder; remaster kararını kapaktaki çözünürlükten değil, hangi master'ın nasıl yeniden işlendiğinden anlamak gerekir. aynı eski master farklı bir dosya formatıyla yeniden sunulabilir, yeni bir mastering kararı da farklı formatlarda dağıtılabilir. piksel sayısını yönetmen koltuğuna geçirmek gibi bir karışıklık bu.
bence aynı albümün farklı remaster’ları, dönemin ses zevkini de ele verir; biri odayı korur, öteki her şeyi dinleyenin burnuna dayar.
bence remaster’da bası gereğinden fazla öne çıkarmak, kulaklıkta heyecanı küçük hoparlörde uğultuya çevirebilir; albüm cihazlarla diplomasi yapamaz hâle gelir.