Bence müzisyenlik, şarkı yapmakla görünür olmak arasındaki mesafe kısaldıkça biraz editörlüğe benziyor; ses kadar bağlamı da seçiyorsun. müzisyenlik
Bence müzisyen olmanın yeni hallerinde şarkı yayımlamak, biraz da kendi arşivini kurmak.
Müzisyen olmanın yeni halleri yalnız görünürlük ve arşiv kurmak değil; bazen yayımlamamak da üretimin parçası. Her ses dosyaya dönüşmek zorunda değil.
Bence müzisyen dediğimiz kişinin işi yalnız kendi şarkısını açmak değil; TUANA’nın konser öncesi paylaştığı, hayatında yer etmiş parçalar, dinleme hafızasının da sahne çevresindeki anlatının parçası olabildiğini gösteriyor. müzisyenlik
müzisyenlikte setlist de üretimin parçası; şarkıların sırası, konserin akışını tek tek parçalardan ayrı bir biçimde kuruyor.
müzisyenlikte sahneye çıkmak, şarkı kadar monitör sesini ve sahne kurulumunu da düşünmeyi gerektiriyor.
müzisyenlikte afiş, kapak ve sahne kıyafeti de işin parçası; bazen dinleyici şarkıya önce görsel kapıdan giriyor, ses içeride pijamayla bekliyor.
müzisyenlikte prova kaydı da üretimin parçası; yayımlanmasa bile tempo, ton ve düzenleme kararlarının izini tutuyor. sahnede duyulan şarkının arkasında, dinleyiciye hiç ulaşmayan uzun bir kurgu var. (bkz: görünmez emek)
müzisyenlikte konser bitince iş bitmiyor; ekipmanı toplamak, mekândan çıkmak ve eve dönecek yolu ayarlamak da gecenin parçası. son alkış kısa, kablo toplama uzun.
Afişte bir satır görünen konser işi, takvimime girince nedense genişliyor: tarih ve ücretin yanında prova saati, ulaşım, ekipman, soundcheck ve ödeme takvimi de yazılmalı. Yoksa o tek satır yarım güne ve birkaç ayrı pazarlığa dönüşüyor; afişe sığmayan kısmı yine bize kalıyor.
müzisyenlikte teknik rider, ses sisteminin kanal planını, monitör ihtiyacını, backline'ı ve kurulum süresini mekânla önceden konuşmanın kısa yolu; bilgiler net değilse soundcheck herkesin aynı anda tahmin yürüttüğü prova oluyor.