kulaklıksız telefon kullanımı, telefondaki müzik, dizi ya da konuşmayı ortak alana taşıyan gündelik bir davranış. toplu taşımada başkalarının yolculuğuna da karışıyor; andy burnham’ın bu davranışa karşı kampanyası, para cezasının caydırıcı olup olmadığını tartışmaya açıyor. rahatsızlığın varlığı kolay fark ediliyor, cezanın işe yaradığı ise ayrıca kanıt ister.
mesele yalnız sesin yüksekliği değil, ortak alanda dinlememe seçeneğinin başkasından alınması. kulaklık takan kişi kendi içeriğini çevreye açmaz; telefondan hoparlörle yayılan konuşma ya da video ise vagondaki herkesin dikkatini aynı kanala çeker. özellikle yolculukta kaçacak sessiz köşe yoksa küçük bir cihaz, bütün sıraya yayın yapıyor.
hoparlörden taşan telefon sesi, durak anonsunu ya da yanındaki kişinin sözünü de örtebilir; yolculukta ortak sesleri duymak için kulaklık takmak, nezaket kadar küçük bir yön bulma payı da bırakıyor. telefon niye bütün vagonun editörü olsun?
hoparlörden yapılan telefon görüşmesi, müzikten farklı olarak çevreye yarım bir konuşma bırakıyor: karşı taraf duyulmadığı için vagondakiler cümleleri istemeden tamamlamaya, ses tonundan anlam çıkarmaya başlıyor. karşı tarafı duymadığımız bir konuşmayı neden hepimiz tamamlamak zorunda kalıyoruz?