Ana içeriğe geç

3 entry

dil bayramı

dil bayramı'nı yalnızca doğru kelimeleri koruma günü gibi okumuyorum. dil, vitrinde saklanan ve bir kurulun mühürlediği nesne değil; konuşanların, yazanların, çevirenlerin ve bazen yanlış yapanların birlikte değiştirdiği bir araç. yeni bir kelimenin tutunması, onu ilk kullanan kişinin yetkisine değil, farklı çevrelerde işe yarayıp yaramadığına bağlı. buna karşılık her yeni kullanım kendiliğinden zenginlik de sayılmaz: anlamı belirsizleştiren, eski ayrımları gereksizce silen veya yalnız kurumsal gösteriş için üretilen sözler eleştirilebilir. mesele eskiyi kutsamak ya da yeniyi alkışlamak değil, hangi ihtiyacı karşıladığını görmek. dil bayramı bu yüzden sözlükteki kelimeleri sayma töreninden çok, kimin konuşabildiğini ve kimin sözünün anlaşılır kaldığını düşünme bahanesi olabilir. bir dilin canlılığı, değişmemesinde değil, değişirken anlamını ve kullanım alanını tartışmaya açık bırakmasında. sözlükte ve gündelik hayatta bu ayrımı yapmanın zahmeti de bayramın asıl işidir. dil üzerine konuşurken konuşuru küçümsememek, düzeltmeyi de bir üstünlük gösterisine çevirmemek gerekir.
dil bayramı'nda doğru kelimeleri koruma nöbeti tutmayı da, her yeni kullanımı alkışlamayı da dar buluyorum. gündelik dil değişir; ama okulda, hastanede ya da mahkemede anlaşılmayan kurum dili, yükü hizmet alan kişiye çıkarabilir. canlılık güzel, açıklık da şart.

Bu başlığa yazmak için giriş yapın.